30 Aralık 2013 Pazartesi

Ülkemizden Gerçek Başarı Öyküleri 2 -Vedat akman


O kadar kötü örnekler yayınlandı ki kişisel gelişim konusunda, bu kitaplara karşı pek çoğumuzda bir soğukluk oluştu.   Bu kitapta anlatılan başarı öyküleri  hoşuma gitti. İnsana ilham veren, umut veren, bazan da insanın içini kıpır kıpır eden sıcacık insan hikayeleri…
Başarı öykülerini okumak genelde hoşuma gider. İnsana ilham verir, umut verir.

Çok zengin olmak, güçlü pozisyonlar elde etmek,  güçlü makamlara ulaşmak, v.s gibi daha çok dış başarıyı, maddi başarıları putlaştıran, bu başarıları hayattaki en önemli değerler gibi sunan, bu başarılara ulaşmak için hırs aşılayan kişisel gelişim yayınları kötü örnekler benim için..
Benim için başarılı insanın özellikleri örneğin şunlar olabilir ; J

-Mutlu olmasını bilmek
-Sevgi, neşe ve sevinç dolu olmak.  Bunları bir gülün güzel kokusunu yaydığı gibi çevresine saçmak..

-Daha güzel bir dünya için çabalamak
-Merhametli olmak, vicdanlı olmak

-Doğaya, doğal yaşama saygılı olmak, hayvanlara değer vermek,  sevgi beslemek
-Her ne olursa olsun mesleğini, işini itina ile yapmak.

Kendi adıma bunları başarırsam tamamdır diye düşünürüm.:)

Neden başarı öyküleri? Cevabı kitaptan;
Bir öykü başkalarıyla ilişkimizi aydınlatabilir, yüreğimizde şefkat duyguları yaratabilir, bir mucize hissi uyandırabilir ya da “bu işte hepimiz birlikteyiz” fikrini doğrulayabilir. Bir öykü neden burada olduğumuzu uzun uzun düşünmemizi sağlayabilir. Bir öykü bizi şaşırtıp yeni bir gerçeği fark etmemize, yeni bir bakış açısı edinmemize, evreni yeni bir biçimde algılamamıza neden olabilir./ Ruth Stoter / sf:40

Kitapta pek çok güzel öyküler var.
Enis Durna’ nın engellere rağmen azim ve tutkuyla hayata sarılması ve müthiş başarılara imza atması.     

Palyaço doktorların hikayesi…
Ne güzel insanlar.. ne yüce gönüllü insanlar… 
Bu kitap sayesinde ilk defa duydum..  Nasıl imrendim onlara.

Hayatı güzelleştirmek için, daha güzel bir dünya için kendimizi heder etmemiz gerekmiyor. Çok basit çalışmalarla, enerjimizin küçük bir kısmını harcayarak gönüllülere, vakıflara destek verebiliriz..
Türkiye de 5 tane palyaço doktor varmış. (Kitabın yazıldığı tarihte)

Uzun süreli tedavi gören çocukları güldürmeye çalışan, onlara mutluluk ve umut aşılayan bu yüce gönüllü insanlara selam olsun.
Bu dünyayı güzelleştirmek için elinden gelen çabayı gösteren bu güzel insanlar ne de güzel örnek oluyorlar
Bu palyaço doktorların isimlerini yazmak istiyorum ;

Ali Çekirdekçi . .. dizi reklam oyuncusu
Yasemin Çekirdekçi .. anne
Yeşim Osman.. ana okulu öğretmeni
Şule Bayram.. öğretim görevlisi
Akın Beğenmez.. muhasebeci

Başarı öyküsü anlatılan kahramanlar kadar perde arkasındaki kahramanlar da beni çok etkiler. Onlar biraz ihmal ediliyor gibi geliyor.
Örneğin Enis Durna’ nın hayranlık veren azim, kararlılık ve umutlu tutumu kadar, onu motive eden, sevgi, ilgi ve desteklerini esirgemeyen anne ve babası da oldukça başarılı insanlardır diye düşünüyorum. Okulu bırakacakken onu bu kararından vazgeçiren öğretmenleri de çok takdire değer ve başarılı insanlardır.

Down sendromlu çocukların bir kafede çalışarak hayata tutunmaları elbette büyük bir başarı..ancak  böyle bir kafe fikrini düşünen, hayata geçiren, o çocukların böyle bir kafede çalışmalarını sağlayan  kamu görevlileri de yüce gönüllü ve başarılı insanlardır.
Kitabın basım yılı 2002

Altı çizilenler
Oğlum, bütün hayatını kolların ve ayakların belirlemeyecek. Hayatına asıl yön verecek olan beynin ve kalbindir. Bir şeyi gerçekten istiyorsan, bütün engelleri yenip ona ulaşabilirsin. /Shelton Skelton sf:42

Dünyanın acı ile dolu olduğu doğrudur ama bir çok insan da bunun üstesinden gelmektedir. /Helen Keller sf:42
Olumsuz düşünceleri zihinsel canavarlar halini almadan önce yok edin. /sf:52

Dünyada birçok kabiliyetli kişiler, küçük bir cesaret sahibi olmadıkları için kaybolurlar. /sf:129
Hayatta rastladığım herkes, bir bakımdan bana üstündür. Bu yüzden kendisinden bir şeyler öğrenebilirim. /Emerson sf:136


26 Aralık 2013 Perşembe

Akışı Olmayan Sular - Pınar Kür

Çok güzeldi. Çok beğendim. İlk kez bir Pınar Kür kitabı okudum. Yazar kimliği ile yeni tanışmış oldum. Birbirinden bağımsız 5 öykü var kitapta.  

Kitabı bitirip elimden bırakınca derin bir hüzün duygusu hissettim.

Değişen dünya koşulları, değişen yaşamlar, değişen değerler yada değerlerin öncelik sırasının değişmesi, yozlaşma, 80 li yıllarda İstanbul da aile, toplum, mahalle, toplumun genel kültürü, zihniyeti v.s üzerine insanı hüzünlendirdiği kadar da düşündüren insan hikayeleri..

1980 li yılların başında 50 yaşında bir adamın yaşam sorgulamaları. İstanbul Beyoğlu’nda geçen çocukluk yılları. Musevi ve Rum komşularla iç içe bir yaşam. Anne ile çocuk arasındaki sevgi ilişkisi. Bazen bütün bir yaşam boyunca yaşanan mutluluk veya mutsuzluk anne/baba ile olan sevgi ilişkisinin sağlıklı düzeylerde olup olmamasına bağlı olabiliyor. 

40 yaşlarında bir adamın ta 13 yaşlarında iken aşık olduğu genç kız Leyla…
Çocukluk yıllarında hayallerini süsleyen Leyla’nın acıklı hikayesi..
İnsanın en deli dolu olduğu yıllar. Gençlik yılları. 18 yaşlarında iken Leyla’nın  bir erkekle ilişki yaşaması hayatını karartıyor. Daha doğrusu bir genç kızın böyle bir “suç” işlemesi karşısında aile ve toplumun kahramanca elele vererek kızcağızı ölüme sürükleyişlerinin hikayesi. Bu ilkel vahşi karanlık zihniyete göre böyle  bir suç, ailenin şerefine, namusuna halel getirir. Suçu işleyen kurban edilmelidir.
Önce delirtiyorlar kızı. Sonra günlerden bir gün denizden cesedini alıyorlar.
Aile ve toplum temizlenmiş oluyor..  :(

Nezaket, zerafet, sevecenlik, asalet ve kültür gibi pek çok güzellikleri bir arada taşıyan eski bir İstanbul hanımefendisi Nebile hanım’ın hikayesi.
Zamanla değişen sosyoekonomik yaşamlar..

Kitabın basım tarihi, 2004. İlk baskı ise 1983 müş.
Yazarın kitapları listesinde çoğu roman olan 10 tane kitabı var. (2004 ‘e kadar)

Okunmaya değer ne kadar çok kitap var diye düşündüm. Okunası bir yazar olarak hafızamın bir kenarına kaydettim. 

Şaşırtıcı, tuhaf gelen bir iki noktayı da söylemeden geçmeyim. Aslında 80 li yıllarda ben de çocuktum. Bana çok ta tuhaf gelmemesi gerekirdi. J  ama işte insan o kadar çabuk unutuyor ki..

1.olay :
Adam hastanede yatarken ziyaretine gelen kız kardeşi, hasta odasında püfür püfür sigara içiyor. J

2.olay:

13 yaşında bir erkek çocuğunun gizli gizli yazdığı aşk şiirlerini sakladığı yerde gören anne çileden çıkıyor. Azarlıyor. Bağırıyor. Babaya şikayet ediyor. Büyük bir ayıp işlemiş gibi birlikte iyice bir azarlıyorlar çocuğu. "Bu ne serseriliktir, şairlerin başına neler geliyor biliyor musun, hep zindanları hapisleri boyluyorlar." Çocuğun şiirlerini yazdığı bütün kağıt tomarlarını yakıyorlar.

Altı Çizilenler ;
Niçin kaçtım? Niçin gitmeyi düşünmekten bile kaçındım? Yapmadım. Yapamadım. Yapamadığım, yapmayı istemekten kaçındığım öyle çok şey var ki. Neden? Yaşama sahip çıkabileceğim her an’ı neden kaçırdım? Her türlü yaşamayı neden hep reddettim? Neydi korktuğum? Neden, neden çekindim hep? Kapıyı çaldığımda içeride başka biri olabilir. Ben seviyorum dediğimde birisi gülebilir. Seviyor sansam da başka bir sevdiği vardır. Var sandığım şeyler belki de yoktur. Gülünç olma. Rezil olma. Herkesin içinde ağlama. Sanki rezil olmayı göze alamayan biri yaşıyorum, yaşadım, diyebilirmiş gibi./sf:40

Bir başkasının yaşamını sürdürüyormuşum duygusu sık sık uyanmazdı içimde. Belki arada bir. Şimdiki gibi her anıma egemen değildi. … asıl yaşamımı yaşamadığımı, ama aradığımı duyardım, hiç bulamayacağımı aklıma getirmeyip hemen o sırada bulamadığım, yakalayamadığım için sabırsızlanır, kimi kez hırçınlaşırdım. Şimdiki gibi, asıl yaşamımı yitirdiğimin, hiç yakalayamadan yitirdiğimin bir başkasının yaşamını sürdürmenin bilinciyle bunalmazdım. /sf:97

Bir köprüydüm arada ya da aslında köprünün üstünde gidip gelen bir kişi, iki tarafı da bilen, bu tarafı yeğleyen, ama öte tarafta yaşamak zorunluluğunu doğuştan ister istemez kabullenmiş bir genç kişi. /sf:159

12 Aralık 2013 Perşembe

SPOR VE SAĞLIKLI BESLENME İLE DAHA MUTLUYUM

Sui'nin zayıflama ve spor ile ilgili yazdığı yazılara yorum yazınca bunlarla ilgili deneyimlerimi yazmam konusunda beni teşvik etti. Tavsiyesine uyup yazıyorum. :)

Yaklaşık 2 yıl önce 2011 yılı ekim ayında kendimi çok mutsuz hissettiğim bir anda okuduğum bir yazı çok etkiledi beni. Bu yazıyı blogumda paylaşmıştım.  

“Hayatinizda değişiklikler yaratmak icin en guzel yol ne biliyor musunuz? Bir kerede bir küçük pozitif degisiklik yapmayı bir alıskanlık haline getirmek. Büyük değişikliklere niyet edip onlara takılı kalmanın yerine, “bir küçük pozitif degişiklik” kavramı çok iyi çalışıyor."

Yazının devamı ; tık tık

Yaşamımla ilgili uygulayamadığım bazı kararları bir başka bahara erteleyip yapabileceğim değişiklikler üzerinde yoğunlaşmaya karar verdim.

Günde 4-5 adet sigara içiyordum. İdeal kilomdan 16 kilo fazlam vardı.
Hem göbek nedeniyle vücudun çirkinleşmesi, hem de içtiğim sigaralar mutsuzluğumu daha da artırıyordu. En azından bunları değiştirebilirdim. Şimdi geriye bakınca başarmanın mutluluğunu hissediyorum. İstediğim zaman yaşamımı değiştirebiliyorum özgüveni oldukça gelişti. Hem de 40 lı yaşlara girdiğim halde.. :)

Sigara eşittir kötü koku, boğaz ağrısı, bedeni zehirlemesi, çocuklara kötü örnek olması, artı üstüne bi de boşuna masraf..

Spor sayesinde hem zayıflayacağım hem de daha sıkı, daha güzel bir vücuda kavuşmuş olacağım. Egzersizlerle salgılanan mutluluk hormonları sayesinde daha mutlu olacağım..

Beyin bunlara iyice inanınca gerisi çok kolay oluyor. Bunları bir kenara yazdım. Okudukça motivasyonum arttı. Gerisi artık kolay oluyor. 

En önemlisi beyin aşaması. Beyinde halletmek işin büyük kısmını çözüyor. Bir yerde okumuştum. Hatırladığım kadarıyla, “En zor olan şey ne yapacağına karar vermektir. Gerisi kolay.” 
Kararlı bir şekilde yola çıkınca gerçekten bütün evren yardım ediyor. Bunu hissettim. 
Nasıl spor yapmalı, ne zaman yapmalı, sağlıklı beslenmek için neler tüketmeli v.s gibi yazılar karşına çıkıyor ve yararlanıyorsun. Osman Müftüoğlunun, Mehmet Öz'ün v.b gibi yazılardan çok yararlandım. 

İlk olarak, beni mutsuz eden sigarayı hayatımdan çıkardım.

Sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirdim.

Kola ve diğer gazlı içecekleri tamamen kestim.

Ekmeği oldukça azalttım. Tatlı yemeyi çok azalttım. Akşam yemeklerinden sonra meyve ve kuruyemişleri kestim. Arada bazan kaçamaklar hariç.. :)

Spor salonuna yazıldım. Birkaç ay devam ettikten sonra bıraktım. Salona gitmek bir süre sonra külfet gibi gelmeye başladı. O yüzden evde spor yapmaya başladım. Çok daha pratik ve daha sürdürülebilir oluyor. Hazırlık gerekmiyor. Çok daha rahat kıyafetler, duş, v.s pek çok avantajları var.

İlk önceleri bazan sıkıcı, bazan tatsız gelse de bir süre sonra sporsuz yapamaz hale geliyorsun. Şimdi birkaç gün spor yapmasam bir boşluk oluyor sanki. Spor yapmayı özlüyorum.

Bu alışkanlığı da oturttum artık. Akşam uyumadan önce 30 -45 dk arası egzersizlerimi yapıyorum. Genelde haftada 3-4 gün yapıyorum. Uzun süre spordan uzak bir yaşam sürdüğüm için hafif egzersizler yapıyorum. Vücut, zaten zamanla açılıyor esnekleşiyor.. önceleri hiç yapamadığım veya çok az yapabildiğim egzersizleri şimdi çok daha rahat yapabiliyorum.

Hızlı kilo vermeyi hedeflemedim. Sağlıklı beslenmeyi bir yaşam tarzı haline getirmeyi hedefledim. Bunlar gerçekleşince 1 yıl sonra 8 kilo vermiş oldum. Diyet, rejim gibi geçici çözümlerle uğraşmadım.

Daha ideal kiloma kavuşmadım. Ama o yolda ilerliyorum yavaş yavaş..

Daha diri daha zinde bir vücuda kavuştum.

Eskisine göre kendimi daha hafiflemiş ve çok daha mutlu hissediyorum.

Umarım sizler de hayatınızda istediğiniz değişiklikleri gerçekleştirirsiniz. Sevgiler…

Bunlar da uyguladığım egzersizler ;
15 dakika kadar ; Mehmet Öz'ün 15 dakikalık ofis egzersizi

15 dakika kadar ;
Göbeği eriten egzersizler!



15 dakika kadar ; 3 kg dambıllarla hafif ağırlık çalışması

11 Aralık 2013 Çarşamba

Pablo Neruda Şiirler - Türkçesi : Hilmi Yavuz


Birkaç yıl öncesine kadar şiirlerle pek aram yoktu. 40 lı yaşlara girdikten sonra şiirler pek bir sarmaya başladı. J Bu aralar her gün en azından yarım saati  şiir okumaya ayırıyorum. Güzel duygulanımlar yaşatıyor.
Şiir çevirileri genelde pek tat vermez. Pablo Neruda şiirlerinin çevirisi de her ne kadar usta edebiyatçılar tarafından yapılmışsa da çok tat vermedi.
Pablo Neruda'nın kitaba eklenmiş olan konferansından altını çizdiklerim ve güzel bir şiirini paylaşıyorum.

Altı Çizilenler ;

1954 te Pablo Neruda tarafından Şili’nin Santiago Üniversitesi’nde verilmiş olan konferanstan;

Şair yüreği, herkeste olduğu gibi, yaprakları kesilmekle tükenmeyecek bir enginara benzer. Ancak bu yapraklar eti ve kemiğiyle kadınlara, gerçek aşklara ve düşlere yataklık etmekle kalmaz, ayrıca yaşama arzusu ve gururla işlenmiştir. Biraz olsun gururlu olmayan, gerçek anlamda şair değildir. /sf:5

Okuyabilmek için ne uyuyor ne de yemek yiyordum. Kimseye, belirli bir yöntemle okuduğumu söyleyemem. Zaten kim yönteme bağlı okur ki?

Bilgi, kesinlikle içeri sızacak bir delik bulur ve oradan girer. Bazıları için dışavurma bir geometri el kitabıyla olur, bazıları içinse birkaç dize şiir yoluyla. Benim için kitaplar, kendimi yitirdiğim ve yitirmeyi sürdürdüğüm orman yaşantısının ta kendisiydi. Göz kamaştırıcı güzellikteki çeçeklerdi; simsiyah yüksek dallardı, gizemli sessizliklerdi, göksel seslerdi; ama aynı zamanda dağların, eğreltiotlarının ve yağmurların ötesindeki insanların yaşamıydı.

Rahibe görünümlü giysilerinin altından çıkarıp bana bıraktığı kitapları gördüğümde hiç şaşırmadım. Aç kurtlar gibi saldırdım onlara. Böylece Rus yazınının, üzerimde çok büyük etki bırakan ilk ünlü adlarını okumamı sağladı Gabriela.

Sonra bir gün, kalkıp kuzeye gitti. Hiç üzülmedim, çünkü artık binlerce arkadaşım vardı, kitaplardan tanıdığım birçok üzüntü ve acı dolu yaşamla içiçeydim. Dostlarımı nerede arayacağımı biliyordum bundan böyle. /sf:18

Bugün sizi düş kırıklığına uğrattığım için üzgünüm. Çünkü şiirime ilişkin olarak pek bir şey söylemedim. Gerçekte de bu konudan oldukça az anlarım. Bu yüzden, sizinle birlikte, acele etmeksizin çocukluk anılarım içinde şöyle bir gezinti yaptım. Tüm bu bitkilerin, yalnızlıkların ve şiddet ve acı dolu yaşamın içinden… gizli, derin ve gerçek Şiirler çıkacaktır. Şiir, canlı ve cansız varlıkların arasında, onları birbirinden uzakta tutarak değil, tam tersine körcesine bir aşk uzamında kaynaştırarak, adım adım öğrenilir.

Mutluluğa erişmiş bir insanım ben. Kardeşlerimizin kardeşliğine tanık olmak yaşamın en yüce eylemlerindendir. Sevdiklerimizin sevgisini tanımak, yaşamı besleyen ateştir. Tanıdıklarımızın ve de tanıdık olmasa da, düşlerimize ve yalnızlığımıza, karşılaştığımız tehlikelere ve güçsüz yönlerimize ilgi duyan tüm insanların sevgi ve dostluğunu yüreğinde duyabilmek, daha da yüce ve güzel bir duygudur. Çünkü benliğimizi geliştirip güçlendirir ve benliklerin birlikteliğine doğru yol alır. /sf :20-21


ŞİİR

Anımsarım seni ben geçen güzkü halinle

Başında gri beren ve o sakin yüreğin

Günbatımı ateşi oynaşır gözlerinde

Yapraklar dökülürdü nehrine benliğinin


Bir asma dalı gibi dolanırdın koluma

Tatlı, sakin sesinden yaprakların soluğu

Beni sımsıkı saran mavi sümbülümsün sen

Baş döndüren ey ocak, içimin tutuştuğu

Güz kadar uzaklara dalarken bakışların

Gri beren, kuş sesi, avcı kadın yüreği

Uzaklar: acıların göçüp gittiği yerler

Mutlu öpüşlerimin kızıl kor kesildiği

Güverteden gökyüzü, tepelerden tarlalar

Işık, duman ve durgun sudandı anıları

O derin gözlerinde şafaklar yalazlanır

İçinde tutuşurdu kuru güz yaprakları
                                                             Pablo Neruda

8 Aralık 2013 Pazar

İnsanlığın başı sağolsun!


Alıntı ;
"Özgürlük savaşçısı Mandela yaşamını yitirdi.

Yaşamını Apartheid (ırkçı ayrımcılığa) karşı mücadeleye adayan Güney Afrika’nın efsanevi lideri Nelson Mandela 95 yaşında yaşamını kaybetti. Yüreği özgürlükten yana atan bütün insanlığın başı sağolsun.

Ülkesi Güney Afrika’daki ırkçı Apartheid rejimine karşı verdiği özgürlük mücadelesi nedeniyle yaşamının yirmi yedi yılı hapiste geçen Mandela; “Hiç kimse ten renginden, geçmişinden ya da dinsel inancından dolayı bir diğerinden nefret ederek dünyaya gelmez! İnsanlar nefret etmeyi öğrenirler, eğer nefret etmeyi öğrenebiliyorlarsa, onlara sevmeyi de öğretebiliriz” diyerek bütün ötekilerin sesi ve vicdanı olmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti’nin darbeci Kenan Evren’e bile verdiği “Atatürk Barış Ödülü”nü Kürtlere yapılan ayrımcılık ve insan hakları ihlalleri gerekçesiyle geri çevirerek, mücadelesinin sadece siyahların özgürlüğü için olmadığını da kanıtlamıştır.

“Ben beyazların tahakkümüne karşı savaştım, siyahların tahakkümüne karşı savaştım, demokratik ve özgür toplum fikrini öğütledim, bunun için ve bunu başarmak için yaşadım, bunun için ölmeye de hazırım” dedi, öyle de yaşadı.

Nelson Mandela, mücadeleye adanan bir ömürdür. Dünya halkları onu hiç unutmayacak.

Sevil Turan – Naci
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
06.12.2013

2 Aralık 2013 Pazartesi

Değişim Osho



 
İnsanlığı, dünyayı, doğayı yok oluşa götüren savaşlar, terör, yoksulluk, açlık, ekolojik yıkım, insanlığın yaşadığı mutsuzluk, şiddet kültürü, v.s gibi pek çok can yakıcı sorunlara radikal çözüm önerileri sunuyor. Bu kitap, Osho’nun yaptığı konuşmalardan derleme yapılarak hazırlanmış.




Altı Çizilenler ;

Milyonlarca insan ordularda görev alıyor. Ne kadar gereksiz. Bu insanları sanata, çitçiliğe, bahçıvanlığa yönlendirebiliriz. /sf:60
Bir gülün güzelliğini bilen bir el, Hiroşima’ya bomba atamaz. Sevginin güzelliğini bilen bir el, ölümle dolu bir silaha sarılamaz. /sf:61


Sevgi, kadın ve erkeklerin birlikte yaşamaları için tek yol olmalıdır. Diğer hiçbir ritüele gerek olmamalı. /sf:71
İnsanın temel hakkı kendi olmaktır. /sf:79

Şu anda her ülkenin ulusal gelirinin %  70’i, orduya gidiyor. Ve ülkenin geri kalanı da % 30’la yaşıyor. Eğer ordular yok olursa, her ülkenin gelirinin  yüzde 70’i de insanlara aktarılabilecek. Yoksulluğa dilenciliğe gerek kalmayacak./sf:82
Cahil kitleler, çok önemsiz şeylerle kolayca kandırılabilirler. Örneğin Nixon, Kennedy karşısında seçimleri kaybetti ve bunun başlıca sebebi , Kennedy’nin televizyonda Nixon’dan daha iyi görünmesiydi. /sf:84
Rekabetin her türlüsü derinlerde şiddeti barındırır ve sevgisiz insanlar yaratır. /sf:89

Konu hayvanların öldürülmesi değil; yaşama karşı saygı duymamak.… Hiçbir hayvanın öldürülmesi gerekmiyor. Ve hayvanları öldüren bir insan, aslında hiçbir zorluk çekmeden insanları da öldürebilir. Ne fark var? /sf:93


Hapis cezalarınız, hapishaneleriniz, suçlular için mezun oldukları üniversitelerdir. Kişi bir kez hapse girdi mi, orada bulunan eski suçlulardan pek çok şey öğrenmiş olarak çıkar. Ve onun hapis cezalarınızdan öğrendiği tek şey, suç işlemenin suç değil, yakalanmanın suç olduğudur. O da yakalanmamanın yollarını öğrenir. /sf:131

Ben sana doğal olmayı, doğallığını kabullenmeyi öğretiyorum. Önce mutlu ol, memnun ol. Önce, ol. Sonra benliğinden herkese ulaşacak bir koku yayılacak. Bu bir hizmet değil, mutlu paylaşım olacak. Ve mutluluğunu paylaşmaktan daha keyifli hiçbir şey olamaz./sf:132
İnsanlık pek çok hastalıktan muzdarip ve onların hastalık olduğundan habersiz. Küçük suçluları cezalandırıp büyük suçlulara tapıyor. Büyük İskender kim? Büyük bir suçlu; geniş kitleleri öldürdü. Napolyon Bonapart, Korkunç İvan, Nadir Şah, Cengiz Kaan, Timurlenk, hepsi önemli suçlulardır. Ama onların suçları öyle büyük ki, belki de algılamak zor.. milyonlarca insan öldürdüler, milyonlarca insanı diri diri yaktılar, ama onlara suçlu gözüyle bakılmıyor. /sf:137


Her yerde insanların cesetlere taptığı  bir toplumda, eğitim kurumlarında büyüdük. /sf:143

Doğum, yaşam değildir; sadece sana yaşam yaratman, hayal edebileceğin kadar güzel, görkemli, sevgi dolu bir yaşam yaratman için verilen bir fırsattır. /sf:184
Bütün bir dönüşüm geçirebiliriz; masum insanlar, sevgi dolu, özgürce nefes alan, birbirlerinin özgür olmasına yardımcı olan insanlar yaratabiliriz. Herkesin saygı ve şeref içinde yaşaması, ideallere ve değerlere göre değil, sadece olduğu gibi yaşaması için onları besleyebiliriz./sf:186

28 Kasım 2013 Perşembe

Lobna ve Ahmet Kaya





Sevgili Ayşe Arman’ın Lobna ile yaptığı röportajı okurken boğazım düğüm düğüm oldu.
Bu ilkellik cehenneminden niçin kurtulamıyoruz bir türlü..
İnsanların özgürlüklerine, inançlarına, kimliklerine, yaşam tarzlarına müdahele etmeyen bir devlete ne zaman kavuşacağız?
Topluma tek bir zihniyet, tek bir yaşam tarzı, tek bir ideoloji, tek bir din, tek bir mezhep dayatan yönetimlerden ne zaman kurtulacağız?
Yıllar geçiyor, devirler değişiyor, iktidarlar değişiyor. Ama bir şey, baskı hiç  değişmiyor. Sadece baskı görenler değişiyor.
Lobna’nın hayatını kararttılar. Daha gencecik bir çocuk olan Ali İsmail’i döve döve öldürdüler. M. Ali Alabora ya linç kampanyası düzenlediler.
Önceki devirlerde de  Kürt kimliğiyle varolmak isteyen Ahmet Kaya’ nın hayatını kararttılar.
Alevi kimliğiyle var olmak isteyenleri diri diri yaktılar, evlerini ateşe verdiler.
Ermeni kimliğiyle varolmak isteyen Hrant Dink’ i katlettiler.
Ana dilinde şarkılar söylemek isteyen Şivan Perwer’i  ülkesinde yaşayamaz hale getirdiler.
Hıristiyan inancıyla varolmak isteyen insanların boğazlarını keserek katlettiler..
LGBT kimliğiyle varolmak isteyenlerin hayatlarını karartıyorlar.
Kendi doğal yaşam alanlarında yaşayan hayvanları öldürüyorlar. Ağaçları kesiyorlar, ormanları yakıyorlar.
İnsanın gezegende var olmaya başlamasından bu yana binlerce yıl geçti. Hala vahşilikten, canavarlıktan, savaşlardan, şiddetten, yok etmekten, öldürmekten, egemenlik kurmaktan, sömürmekten  vazgeçmedi. Doğaya, evrene, insana saygılı daha uygar bir insan olma yolunda evrimleşemedi bir türlü.
Şiddete bulaşmadıkça bütün insanların her türlü kimlikleriyle, düşünceleriyle, yaşam tarzlarıyla özgürce var olma haklarına hiç kimse baskı yapamamalı. Bu basit ilkeye inanmak, uygulamak neden bu kadar zor oluyor?
Bedenime, yaşam tarzıma, ağacıma, özgürlüğüme dokunma diyerek Türkiye tarihinin en çağdaş, en uygar, en barışçıl eylemini gerçekleştiren gezi eylemcilerine destek için ordaydı Lobna. 35 yaşında genç bir kadın. iki üniversite bitirmiş, okuyan, araştıran, hayata dair hayalleri olan bir güzel insan. Ve işte bu güzel insanın da hayatını kararttılar. Güvenlik güçlerinin hoyratça müdahelesi  sırasında başına gelen gaz fişeğiyle kafatası parçalanıyor. Aylarca süren ameliyatlar tedaviler..
Nihayet kesik kesik te olsa konuşmaya başlaması  küçük te olsa bir teselli oluyor.
Ve sevgilisi Barış.. ne güzel bir insan. helal olsun.. kız arkadaşına gerekli ilgi ve sevgiyi  vermek için bütün hayatını askıya alıyor.
Kadınlara şiddet uygulayan, taciz eden o kadar pislik erkek haberleri okuyoruz ki, insan erkek olmaktan utanır hale geliyor.
Lobna ! bütün kalbimle sana sevgilerimi sunuyorum, günden güne daha daha iyileşmeni diliyorum.
Seni bu hale getirenler, Ali İsmail’in ölümüne sebep olanlar, M. Ali Alaboraya saldıranlar da bir gün gelecek utançlarından saklanacak delik arayacaklar. Tıpkı bugün Ahmet Kaya ya saldıranların utançtan saklandıkları gibi.
Not : Aylarca süren hastane, tedavi süreçleri ekonomik olarak zorlamaya başlamış. Ekonomik katkıda bulunmak isterseniz ;

16 Kasım 2013 Cumartesi

AŞK ÖZGÜRLÜK TEKBAŞINALIK - OSHO


Aşk mı, özgürlük mü?

Birinden birini seçmek gerekir mi?

Hem aşkı hem özgürlüğü birden yaşamak mümkün mü?

Yalnızlık  ve tek başınalık aynı şeyler mi?

Hem bir ilişkiye sahip olmak, hem de tek başına bir yaşam sürmek mümkün mü?

Aşk ve özgürlük

Aşk ve meditasyon

Kendini sevmek, kendine değer vermek, kendini bencilce egoistçe sevmekle aynı şey mi?

Sevecen bir insan olmak mı, Tutkulu bir insan olmak mı?

Özgür ve mutlu bir yaşam yaratmak, v.s  üzerine insanı derin düşüncelere yönlendiren, alışılagelen kalıplaşmış pek çok düşünceleri sorgulatan çok sarsıcı bir kitap..

Altı Çizilenler ;

Kendini sev… Bu radikal bir değişimin temelini oluşturabilir. Kendini sevmekten korkma. Tamamen sev ve şaşıracaksın. Tüm kendini suçlamalardan, kendine karşı saygısızlıklarından kurtulduğun gün, kendini değerli ve varoluşun sevgisine layık hissettiğin gün –işte o gün kutsal bir gün olacak. O günden itibaren insanları olduğu gibi göreceksin ve merhametli olacaksın. /sf:18
Aşk acı veriyor çünkü mutluluk yolunu açıyor. Aşk acı veriyor çünkü değişime yol açıyor; aşk bir mutasyon.  Her türlü değişim acı verir çünkü yeni uğruna eski geride bırakılır. Eski olan tanıdıktır, güvenlidir, korunaklıdır, yeni olan ise tamamen bir bilinmezdir. Daha önce keşfedilmemiş denizlere yelken açarsın. /sf:42

Bir başkasını derin aşkla sevmeyen, yoğun tutku hissetmeyen, zevkin doruklarına çıkmayan, bunları hiç tanımayan kişi kendini de tanıyamaz, çünkü kendi yansımasını görecek bir aynası yoktur. /sf:43
İçin mutlulukla dolup taştığında içinde şiddetli bir paylaşım arzusu doğar. Bu paylaşım aşktır. Mutluluk mertebesine erişmemiş birinden alabileceğin bir şey değildir.
Aşk bir yan üründür. Bahar gelip de aniden çiçek açmaya başladığında ve içindeki potansiyel kokuyu dışarıya saldığında –işte o kokuyu, o değeri, o güzelliği paylaşmak aşktır.
Önce ışıkla ve neşeyle dolman lazım –öyle dolacaksın ki taşacaksın. Bu taşan enerji aşktır. O zaman aşk dünyadaki en mükemmel şeydir. /sf:55

Önce için sevgi dolsun, sonra paylaşma başlayacak. Ve sonra harika sürpriz.. yani, verdikçe bilinmeyen kaynaklardan, birtakım köşelerden, tanımadığın insanlardan, ağaçlardan, nehirlerden, dağlardan sana sevgi akmaya başlayacak. Varoluşun köşe bucağından üzerine sevgi yağacak. Sen verdikçe fazlasını alacaksın. Yaşam bir sevgi dansına dönüşecek. /sf:63
Tek başına yaşamayı, sebepsiz yere sadece varoluşunun keyfine varmayı öğrendiğin zaman iki insanın beraberliği gibi daha karmaşık olan ikinci sorunu da çözebilme ihtimalin doğar. /sf:83

Kimseye ihtiyacın olmadığında, kendi kendine yettiğinde, yalnızken gayet mutlu ve mesut olduğunda, işte o zaman aşk mümkündür. /sf:87
Var olmak, aşk demektir. Nefes alabiliyorsan sevebilirsin. Aşk nefes almak gibidir. Nefes almak beden için ne anlama geliyorsa aşk da ruhun için aynı şeydir. Nefessiz kalan beden ölür; aşksız kalan ruh da ölür.
Aşk asla kıskançlık nedir bilmez. Tıpkı güneşin karanlığı tanımadığı gibi aşk da kıskançlığı tanımaz. İncinen egodur, rekabete giren egodur, devamlı didişir durur. …. Çünkü ego ancak sahiplenerek var olabilir. /sf:91

Aşk ancak meditasyon varsa mümkün olur. Eğer kendi varlığına konsantre olmayı, kendi içinde rahatlayıp gevşemeyi bilmiyorsan aşkın ne olduğunu asla öğrenemeyeceksin.
Sen kendi başına tamamen mutluysan – bir başkasına ihtiyaç duymuyorsan, diğeri bir ihtiyaç değilse  - o zaman aşk için müsait olursun. Eğer diğeri senin için bir ihtiyaçsa ancak onu kullanabilir, sömürebilir, baskı altına almaya çalışabilirsin, ama sevemezsin. /sf:94
Erkek kadını, kadın da erkeği köleye indirgemiş durumda. Ve tabii her ikisi de kölelikten nefret ediyor, karşı geliyor, devamlı kavga ediyorlar; en ufak bahanede kavga başlıyor. Ama esas kavga derinlerde başka bir yerde; aslında özgürlük istiyorlar. Bunu açıkça dile getiremiyorlar, belki de tamamen unutmuşlar. /sf:114

İyi yemek bir sanattır, sırf karnını doyurmak değildir. Yemeğin tadını almak, koklamak, dokunmak, çiğnemek, hazmetmek ve kutsal olarak hazmetmek büyük bir sanattır. Bu kutsaldır; tanrı’nın lütfudur./sf:145

Varoluş sana istediğini sunar ve sen her neysen bu senin geçmişteki arzularının vücuda gelmiş halidir. Suçu başkasına atma –bunu sen istedin. /sf:212

Yalnızlık olumsuz bir durumdur, karanlık gibi. Yalnızlık birisini aradığın anlamına gelir; boşsun ve bu koskoca evrende korkuyorsun. Tek başınalığın tamamen farklı bir anlamı var. Birisini aradığın anlamına gelmiyor, kendini bulduğun anlamına geliyor. Kendini bulan insan yaşamın anlamını, önemini, güzelliğini, neşesini de bulur. Kendini bulmak insan yaşamındaki en önemli keşiftir, bu buluş ancak tek başına iken gerçekleşebilir. /sf:215

Hiçbir yere ait olmamak, yaşamın en büyük deneyimlerinden biridir. Tamamen yabancı kalmak, asla bir şeylerin parçası olmamak nefis bir deneyimdir, her şeyi aşarsın. /sf:222

Ancak tek başına olabilen bir insanda sevme kapasitesi bulunur. Yalnız insanlar sevemezler. Onların ihtiyacı öyle büyüktür ki sadece yapışırlar. Yalnız insanlar sevemez, ancak sömürürler. Yalnız insanlar aşık rolü yaparlar; aslında sadece sevgi almaktır dertleri. Verecek sevgileri yoktur, verecek hiçbir şeyleri yoktur. Sadece tek başına ve keyifli olmayı becerebilen bir insanın içi öylesine sevgiyle doludur ki onu paylaşabilir. /sf:225

Meditasyon var olmaktır, hiçbir şey yapmadan – ne bir hareket, ne bir düşünce, ne de bir duygu. Sen sadece varsın ve bu çok büyük bir keyif. Hiçbir şey yapmazken bu keyif  de nereden çıkıyor? Hiçbir yerden veya her yerden. Nedeni yok, çünkü varoluşun ana maddesi neşedir, keyiftir. /sf:238

Aşk ve meditasyon birer kanat ve birbirlerini dengeliyorlar. Ve sen bu ikisinin arasında gelişiyorsun, ikisi arasında bütünleşiyorsun. /sf:264

4 Kasım 2013 Pazartesi

Beden ile Zihni dengelemek – Osho


Doğal ve keyifli bir yaşam..
Coşkulu ve mutlu bir yaşam..
Bir çocuk saflığı, doğallığı ve coşkusu içerisinde yaşamak ..

Ne geçmişi ne geleceği umursamadan bu anda sadece bu anda coşku içinde varoluşunu gerçekleştirmek..
Bedenin farkına varmak.

Bedenine değer vermek, bedeninle dost olmak..meditasyon yolu ile rahatlamak.. ağrıları acıları bedenden uzaklaştırmak..
Ruh- akıl- beden üçlüsünü uyum içinde yaşamak..

 v.s gibi insanın ve insanlığın büyük sorunlarına, arzularına şimdiye kadar pek duymadığımız türden çok farklı radikal öneriler sunuyor. Kitabı okudukça bedenimin daha çok farkına varmaya, bedenime daha fazla değer vermeye başladığımı farkettim.:)
Osho ismine ilk olarak facebookta sevgi ile ilgili çok çarpıcı, etkileyici bir sözün yazarı olarak rastlamıştım..daha sonra zevkle takip ettiğim muzurellanın blogunda rastladım osho ismine .. bir kitabından alıntılar vardı.. http://muzurella.blogspot.com/2010/12/ask-ozgurluk-tek-basnalk-osho.html

Sözler çok müthiş ve sarsıcıydı.
Okunası bir yazar diye düşünüp bir kenara kaydetmiştim. Birkaç kitabını alıp okumaya başladım..

İyi ki okumuşum.

Altı çizilenler ;

Bedeni dinlersen sorunlarının yüzde 99’u yok olup gidecek ve kalan yüzde bir gerçek sorunlar değil, ancak kazalar olacak. /sf:21
Japonyada çocuklara öfke kontrolü için çok basit bir yöntem öğretilir. Ne zaman öfke duyarsanız bununla ilgili hiçbir şey yapmayın, sadece derin nefes alın, denir. Deneyin, göreceksiniz ki öfkelenmiyorsun. /sf:28

Bu ne biçim bir toplum? Eğer birisi mutsuzsa her şey yolundadır; uyum içindedir, çünkü aşağı yukarı tüm toplum mutsuzdur. O da bir üyemiz, bize ait. Birisi coşkulu davranınca onun delirdiğini düşünüyoruz. O bize ait değil –ve onu kıskanıyoruz.
Gülümsemelerimiz bile politiktir. Kahkaha ortadan kalktı, neşe neredeyse bilinmiyor ve coşkulu olmak neredeyse imkansız, çünkü buna izin verilmiyor. Mutsuzsan kimse deli olduğunu düşünmez. Coşku içinde dans ediyorsan herkes delirmiş olduğunu düşünür. /sf:33

İnsanlar mutluysa onları savaşa sürükleyemezsin –vietnam’a veya Mısır’a veya İsrail’e. Hayır. Mutlu olan birisi sadece gülecek ve: Bu tamamen saçmalık! diyecektir.
İnsanlar mutluysa onları paraya takıntılı hale getiremezsin. Tüm yaşamlarını para toplamak için hatcamazlar. /sf:34

Arada bir ağlayıp iyice hislendiğinde  gözlerin temizlenir ve yeniden taze, genç ve bakir olurlar. O yüzden kadınların gözleri daha güzeldir, çünkü hala ağlayabiliyorlar. Erkekler artık capcanlı gözlere sahip değil, çünkü erkekler ağlamaz gibi bir saplantıları var.
Gülebilen insanlar ağlayabilir de; ağlayamayan insanlar ise gülemez. /sf:66

Bütün bir gün boyunca gevşe demiyorum sana. İşini yap, ama kendine de zaman ayır, bu da ancak rahatlayarak olur. Yirmi dört saatte bir iki saat rahatlayabilirsen göreceksin ki kendini çok daha iyi tanıyacaksın. /sf:69
İnsan patolojik ve sağlıksız, çünkü toplum tarafından sakat bırakılmış durumda. Tamamen sevmene izin verilmiyor; öfkelenmene izin verilmiyor; kendin olmana izin verilmiyor. Üzerinde bin bir kısıtlama var. /sf:72

Bedenini daha fazla hisset, hareket etmenin keyfini çıkar, sabahları koş ve bedeninin, enerjinin tadına var. Yüzmeye git; bedeninin ve suyun dokunuşunun keyfine var. Dans et ve havalara zıpla ve bırak bedenin yeniden zevkten titresin.
Birkaç ay boyunca bedenle yapılan her türlü etkinliğin zevkine var: koş, spor yap, hoplayıp zıpla, dans et, şarkı söyle, oyun oyna. Çocukluğuna geri dön! Yeniden doğduğunu hissedeceksin. Tıpkı tırtılın kelebeğe dönüşürken duyduğu his gibi bir hisse kapılacaksın. . /sf:85-86

Bu senin sahip olduğun beden; bu sana Tanrı’nın verdiği beden. Onu kullan, keyfini çıkar! Onu sevmeye başlarsan değiştiğini göreceksin, çünkü kişi bedenini severse ona iyi bakmaya başlar ve bu ilgi her şeyi içerir. Ona iyi bakarsan, içine lüzumsuz yiyecekler tıkıştırmazsın. Onu aç bırakmazsın. Bedenin isteklerini dinler, uyarılarına kulak verirsin. /sf:102
Eğer kendini seversen, kendinle mutlu olursan, bir çok insana çekici gelirsin. Kendini seven bir kadın mutlaka güzeldir, güzel olmalıdır. Kendine olan sevgisinden o güzelliği yaratır. Zarif ve vakur olur. /sf:105

Yemek yerken neşeyle ye, çünkü her şey birbirine bağlıdır. Dans ederken neşeli olmalısın. Meditasyon yaparken neşe duymalısın. Birisiyle sohbet ederken neşeli ol, ışılda, akıcı ol. Yolda neşeyle yürü. Çoğu kez neleri kaçırdığımızın farkına varmıyoruz. Sadece yolda yürümek bile sana mutluluk verebilir. Kim bilebilir ki belki bir gün daha olmayacak. Belki yarın yolda yürüyemeyeceksin. Belki yarın güneşi göremeyeceksin. Rüzgar esecek ama sen orada olmayabilirsin. Yarını kim bilebilir? Bu son gündür belki, o yüzden son anın olacakmışçasına her anın keyfini çıkar. Hepsini avucuna alıp sık, içinde hiçbir şey bırakma. Bu şekilde insan yoğun ve tutkulu yaşar. /sf:109
İnsanlar normalde vejetaryen olmalı, çünkü beden vejetaryen yiyecekler için tasarlanmış.

Doğal yiyecekler yenmelidir  –senin için doğal olanlar. Meyveler, sebzeler, kuru yemişler –bunlardan bol bol ye. Bunların güzelliği şudur, ihtiyacın olandan fazlasını yiyemezsin.
Normalde yemek yerken bilinçli davranır ve keyfini çıkarırsan asla fazla yemezsin. /sf:125-127

Coşkulu ol, coşku duy! Öyle çok neden var ki: çiçekler açıyor, kuşlar ötüyor, güneş gökyüzünde parlıyor, bunlar için kutlama yap! Nefes alıyorsun ve hayattasın ve bilincin açık, bunu kutla! Ve aniden rahatlıyorsun, gerilim kalmıyor. Endişenin tüm enerjisi minnete dönüşüyor ; kalbin derin bir minnet duygusu ile atıyor. İşte bu duadır. Dua bundan ibaret: derin bir minnettarlıkla atan bir kalp. /sf:175

25 Ekim 2013 Cuma

En Son Yürekler Ölür - Canan TAN


Tutku, sevgi, huzur, neşe dolu bir aşk hikayesi...

Nehir ile Deniz’in aşkı..

Böyle bir aşka sahip olmak dünyadaki her şeyden daha değerlidir herhalde...

Çok dokunaklı duygulu bir hikaye..

Okurken çoğu zaman gözlerim buğulandı, bazan da gözyaşlarımı tutamadım..

Nehir i çok sevdim.. J

Deniz de iyi bir insan iyi bir erkek..

Nevin- adetlere geleneklere önem veren tipik yurdum insanı

Nehir- reklamcı – 30 lu yaşlarda

Deniz- inşaat şirketi sahibi 30 lu yaşlarda

Nisa Sezen - Başka hayalleri varken, kendini evlilik yaşamı içerisinde bulan, zamanla yaşadığı pişmanlıklar, saplantılı düşünceler içinde ..

Zaman zaman duygulandıran, bazan hüzünlendiren, bazan düşündüren bir hikaye..

İnsanların çok sevdikleri yakınlarını sever korurken farkında olmayarak hegemonya altına aldıklarını görüyoruz.

 Altı çizilenler ;

Frida Kahlo – 
“Pek çok eleştirmenin de onayladığı gibi, yalnız Meksika’nın değil, dünyanın en iyi ressamı o.”

“altı yaşında çocuk felci, sonrasında vücudunu haşat eden o feci kaza! Karnından girip bel omurlarını zedeleyerek dışarı çıkan, kazık misali metal çubuklar… otuz dört kez ameliyat masasına yatmış bir türlü şifa bulamamış! Kocası tarafından aldatılınca da bedensel ve ruhsal acıları birbirine karışmış.”

“frida’nın farklılığı işte burada! Başkaları için felaket sayılabilecek her olumsuzluk, mesleki kariyerinin şans hanesine yazılmış. Misal mi?

Kaza sonrasında yıllarca yatağa bağlı kalıyor Frida. Sıkılmasın diye tam üstüne ayna yerleştiriyorlar. Kendini bu aynadan göre göre, ünlü portrelerini yapmaya başlıyor. Otoportrelerini…

“Frida, mexico city’de ulusal hazırlık okulunun tıp eğitimi bölümüne yazılıyor. Okulun hazırlık sınıfına kabul edilen ilk kız öğrencilerden. Amacı okuyup doktor olmak. Kaza yüzünden devam edemiyor eğitimine. Düşünsenize, doktor olsa bu resimleri yapamayacaktı belki de.”

Pablo Picasso bile, insan yüzünü onun kadar iyi çizemediğini itiraf etmişken…. /sf:90

Claude Monet. “Fransız izlenimci ressam (1840 -1926)! Şimdilerde ‘emresyonist’ deniyor ‘izlenimci’ yerine.”
“izlenimcilik, edebiyat ve resimde karşımıza çıkan ortak bir akım. Realizmin karşıtı. Dış dünyanın nesnel durumunun değil, sanatçının üzerindeki izleniminin aktarılması….” /sf:93

.. en sevdiği oyuncağı elinden alınmış huysuz bir çocuk gibi, oyuncağımı alan kişiye, kocama düşman olmuştum. Yaşadığım her şeyin sorumlusu oydu; suçluydu, cezasını çekmeliydi.
Öylesine uzlaşılmaz, öylesine hırçındım ki, en yakınlarım bile tanımakta güçlük çekiyorlardı beni. Hepsinden nefret ediyordum.
Çıkmaz bir sokakta yapayalnızdım… gün be gün yüzü gülmeyen, kapkara bir kin yumağı haline gelmekteydim.
‘Depresyon!’ dedi götürüldüğüm ünlü psikiyatr. Her öğünde yutmam gereken birer avuç ilacın yanı sıra, açık havada uzun yürüyüşler yapmamı önerdi. İşte bu öneri, hayatımın dönüm noktası oldu…
Attığım her adımda bileklerimdeki kelepçelerin çözüldüğünü, üzerime yapışmış kara lekelerin teker teker bedenimden uzaklaştığını görünce…
İlacımı bulmuştum. Durmak dinlenmek bilmeden saatlerce yürüyordum. Açık havada –ki o havanın yağmurlu, karlı, fırtınalı yada boğucu sıcak oluşu hiç fark etmiyordu-, doğayla ve kendimle baş başa…/sf:98

Kendi kendine konuşmak! Gitgide bir alışkanlık haline geldi bende. Zaman içinde bu kadarıyla yetinemez oldum. Birileriyle konuşma ihtiyacındaydım. Kimselere güvenim yoktu ama…
Kiminle konuşacağımı buldum sonunda. Sabırla dinleyecek, dinlerken ne söylersem söyleyeyim beni ayıplamayacak, içten içe kınamayacak biricik sırdaşım, deniz oldu.
Denizin telkinleriyle kendimi suçlamaktan vazgeçmiştim en azından. Geçmişi sorgulayacağıma, geleceğe bakmaya hazırlanıyordum üstelik../sf:99

Dostların cinsiyeti olabilirdi, ama dostluklar cinsiyetsizdi. /sf:108

Aşkın evliliğe, aşık’ın eşe dönüştüğü noktada bozuluveren büyüyü yeniden yaşamak mümkün değil! /sf:165

Aslında, hala seviyor onu. Ancak şekil değiştirmiş; dipdiri, köpük köpük dalgalı davetkar denizlerden, dingin su birikintilerine dönüşmüş sevgisiyle. Sığ, heyecansız, eski coşkuyu asla veremeyen..
Yakın çevresindeki pek çok evliliğin, çok daha cılız sevgilerle hatta sevgisizliğe rağmen yürüdüğünün de farkında. /sf:166

Bugüne kadarki deneyimleri ve edindiği hayat felsefesine göre; sevgi, saygı ve anlayış, aşkı ayakta tutan, aşkın can yoldaşları. Bedensel ve ruhsal uyum ise aşkı platoniklikten gerçekliğe taşıyan, birlikteliğin vazgeçilmez unsuru.
Sevgiye, şefkate, sevgi ve şefkatin sıcaklığına dayalı, bencillikten, hoyratlıktan, uç noktalardaki yakıcı ve acıtıcı tutkulardan uzak, bedenden önce ruhu tanımaya yönelik bir cinsellik var Deniz’le aralarında./sf:178

Açık büfelerdeki onca savurganlığı, vurdumduymazlığı içi götürmüyor zaten. İşte şu karşıdaki masa…tıka basa doldurulmuş tabakları öylece bırakıp gitmişler.
Bakışlarını masadan alamıyor Nehir. Gözlerinden taşan öfkenin gücüyle sarmaladığı her bir tabağı, yoksul evlere taşıyor zihninde. Gönlünce donatıyor bomboş sofraları. Birazını da sokaklarda yaşayan çocuklara ayırıyor. Yer sofraları kuruyor onlara.
Gözlerinin önündeki hayal perdesi çekildiğinde, acıyla burkuluyor yüreği. Tanığı olduğu adaletsizliğe isyan ediyor.
… “ sorun da bu ya! Eksiklik yok ortada. Tam tersine, abartılı bir fazlalık söz konusu. Öncelikle şunu bilmeni isterim… Senin yanında olmak her şeye bedel, hangi şartlarda yaşadığımızın zerrece önemi yok. Birlikteliğimizden aldığımız keyfi arttırmak için, böylesine iddialı yerlerde bulunmamız gerekmiyor ama. Bunca israf, bunca abartı rahatsız ediyor beni. Sözün kısası, tatil-lüks anlayışı bana çok uzak bi tanem…” /sf:191

“olmazdı! Bana çocuk vermen için evlenmedim seninle. Aşık olduğum için, sevdiğim için evlendim. Öncesinde konuşsaydık ve sen olumsuz yanıt verseydin bana, hiçbir şey değişmezdi. Beraberlikleri şartlarla sınırlamak, benim gözümde aşka yapılacak en büyük hakarettir.” /sf:196

“yitirdiğimin ve yalnızlığımın acısıyla tek başıma kavrulmalıyım ki gerçeklerle yüzleşebileyim. Aksi halde, sürüp gider sürünüşüm. Sizin desteğinizle ayağa kalkarsam eğer, sizden sonra yeniden tökezlerim.” /sf:266

Grup halinde bir yerlere gitmek ya da farklı ortamlarda birileriyle beraber olmak, ortak zevkleri, istekleri, keyifleri paylaşmayı gerektirir. /sf:286

Canının bir parçasını, en değerli varlıklarından birini beklenmedik bir anda yitiriverince; yitirilenin geride bıraktığı karanlık boşluğun içine düşüveriyor insan. Karanlıklar dağılmaya başlayınca, yitirdiğinin boş kalan yerini tümüyle dolduramasa da, çevresinde oraya oturabilecek birilerinin olduğunu fark ediyor. /sf:373