5 Şubat 2015 Perşembe

Salyangoz – Hayko Bağdat


Bir Anadolu insanının, bir yurdum insanının yaşamından bazen güldüren, bazen hüzünlendiren kesitler. Dinsel, etnik kimliğinin farklılığından dolayı yaşadığı acıları yazmış. Dost sohbetinde anlatır gibi sade bir dille anlatmış yaşadıklarını.  

Kitabı okudukça içime doğan düşünceleri paylaşmak istiyorum. 

Çoğunluğun sahip olduğu etnik, dinsel kimlikten farklı bir kimliğe sahip bir topluluğun içine doğabiliyorsun, Ya da çoğunluk içine doğsan bile sonradan düşüncelerin, inançların, yaşam tarzı tercihlerin değişebiliyor ve çoğunluktan ayrışabiliyorsun. O zaman vay haline.

Aşağılamalar, ayrımcılığa maruz kalma, ötekileştirme gibi işkencelere hazır olmalısın. Bir de bu ayrımcılığa karşı sığınacağın, seni koruyacak bir adalet-hukuk sistemi de yoksa vay haline. Cehennemi yaşamaya hazır ol. Bu kötülüklere maruz kalanların kimileri dayanamayıp intihar ediyor, kimi uzak diyarlara göç etme yolunu tercih ederken, kimileri de isyana başvurarak bir kötülüğe karşı başka bir kötülükle karşılık verme yolunu tercih ediyorlar. Kimisi de Hrant gibi nefret ve düşmanlık tuzağına düşmeden, sevgi ve vicdan yolundan sapmadan kötülüklerle, haksızlıklarla, adaletsizliklerle mücadele yolunu seçiyor. 
“Kötülükle savaşırken başka bir kötülüğün içine düşmemek” çok değerli bir erdemdir bana göre. Haykonun yaklaşımında da bu erdemi gördüm.
Dünyada bunun çok az örneği var ne yazık ki. Mahatma Gandi, Abraham Lincoln, ülkemizden de Hrant Dink aklıma gelen çok az örnekten birkaçı. Seni ötekileştirerek, ayrımcılığa maruz bırakarak kötülük yapanlara karşı nefret ve düşmanlık duygularını beslersen başka bir kötülüğün içine düşmüş olursun. Kötülüklerin büyümesinden yaygınlaşmasından başka bir işe yaramaz bu. Sadece kötülüklere maruz kalanlar değişir. Nefret ve düşmanlık tuzağına düşmemek için çok ciddi bir çaba harcamak gerek.
Genelde insanlık tarihi boyunca en yaygın olan, en kabul gören yol budur. Haksızlıklara, adaletsizliklere karşı örgütlenip mücadele edenler nefret ve düşmanlık tuzağına düştüklerinden dolayı gücü, iktidarı ele geçirince benzer kötülükleri başkalarına yaparlar. Alman faşizminin korkunç işkencelerine, soykırımlarına maruz kalan Yahudilerin “bir kısmı”, gücü iktidarı ele geçirince benzer kötülükleri Filistinlilere uyguladılar. Devletin uyguladığı kötülüklere karşı örgütlenen Filistinlilerin de “bir kısmı” nefret ve düşmanlık duygularını besleyerek benzer kötülükle karşılık verdiler. Nefret ve düşmanlık duygularıyla beslenen insanların savaşmaktan öldürmekten yok etmekten başka bir seçeneği olmuyor. Böylece tüm dünyada bitmeyen savaşlar katliamlar cinayetler sürgit devam etmekte ne yazık ki.
“bir kısmı” ifadesini özellikle kullanıyorum. Bunu kullanmasam yapılan kötülüklerden tüm Yahudileri/ tüm Filistinlileri  sorumlu tutmak anlamına gelir ki aynı tuzağa düşmüş olurum. 
Bazen o “bir kısmı” çok büyük bir çoğunluk oluştursa da, bunun dışında kalan “diğer kısmı” bu kötülüklere, bu kötü yola destek vermez. Vicdani, insani yaklaşımdan vazgeçmez. Sorunların çözümünü hukuk, vicdan, özgürlük gibi değerlerde bulur.
Ne zaman ki “diğer kısmı” insanları “bir kısmı” insanlarına galip gelir. O zaman huzur, özgürlük, barış içinde yaşarız. Avrupa toplumları bunu büyük oranda başardılar. Ortadoğu toplumları ise bunu başaramadı ve işte cehennemi yaşıyor bugün.

Normalde dünyanın her yerinde çocuklara konuşma öğretilir. Ama işte ülkemizde bazı aileler çocuklarına susmayı öğretirler. Hayko’nun ailesi gibi, bizim aile gibi pek çok aile. Hayko, annesinin, büyüklerinin sürekli onlara konuşmamayı tembihlediğini söylüyor.  Çocukluğumu hatırladım. Babaannem de bizi sürekli uyarırdı “aman konuşmayın”, “hiç konuşmayın”.  Neyi konuşmayın bizde de hiç konuşulmazdı.  Ama neyin kastedildiğini herkes biliyordu. Bizleri koruma duygusuyla Kürt kimliği ile ilgili tartışmalara hiç girmeyin, konuşmayın diyorlardı. Devlet babanın, Kürt sözcüğüne bile tahammül etmediği yıllardı. Kürt kimliği ile ilgili en küçük özgürlük taleplerinde bulunanları cezaevlerinde işkencelerden geçiriyordu. Bizim aile gibi dindar  sünni muhafazakar  olan aileler kürtlükten  mümkün olduğunca uzaklaşarak, islam Müslümanlık kimliğine daha bir sarılarak ülkedeki hakim “çoğunluk”  mahallesine yanaştılar. Hem devletin gazabından kurtuldular hem de devlet babanın nimetlerine mazhar oldular. “Çoğunluk” mahallesi dışında kalıpta çoğunluktan farklı kimliği, farklı inancı, farklı düşüncesi, farklı yaşam tarzı ile özgür eşit yurttaşlar olarak yaşamak isteyen kürtler, aleviler, ermeniler, Süryaniler, ezidiler, sosyalistler, eşcinsellerin canına okudular. Onlara dünyayı cehenneme çevirdiler.

Varlığını, kimliğini baskı ve taciz endişesiyle gizlemek, gizlemek zorunda kalmak o kadar büyük bir acı ki. Kimliğini, varlığını haykırmakla başına gelecek felaketler, işkenceler bunun yanında daha hafif kalıyor demek ki bazı insanlar için. Belki de bu insanlar “yalanla yaşamak” istemiyorlar. Yalanla yaşamak, iki yüzlü yaşamak çok büyük bir acı. Ermeni kimliğinden, kürt kimliğinden, alevi kimliğinden uzak yaşayanlar  rahatça yaşarlarken, kimlikleri ile özgürce yaşamak isteyen Hrant Dink gibi, Ahmet Kaya gibi, Seyit Rıza gibi insanların hayatını cehenneme çeviriyorlar. Bazen bununla yetinmeyip canlarını da alıyorlar. Kürt kimliklerinden uzaklaşanlar memlekette rahatça her türlü makam, mevki, zenginliğe kavuşurken kürt kimliği ile var olmak isteyen insanları cezaevlerinde işkencelerden geçiriyorlar. Sadece Diyarbakır cezaevinde bu şekilde binlerce insanı işkencelerden geçirdiler. Kürtçe şarkı söyleyeceğini ilan eden Ahmet Kaya yı bu ülkede yaşayamaz hale getirdiler. Memleket hasretiyle kavrularak genç yaşında sürgünlerde can verdi. 

Memlekette ötekileştirilen bir diğer topluluk ta cinsel yaşam tarzı çoğunluktan farklı olan lgbt’ ler. Cinsel kimliğini gizleyerek yaşayan lgbt ler rahatça yaşarlarken, kimliğini haykıran, ilan edenlerin hayatını cehenneme çeviriyorlar. Yaşadıkları evlerinden, yuvalarından, çalıştıkları işyerlerinden kovuyorlar. Bazen da öldürüyorlar.


Sahip olduğu kimliğini dile getiren insanların amacı bozgunculuk yapmak, isyan etmek,  ahlaksızlık yaymak değil elbette. Dışlanmayı, aşağılanmayı, işkenceyi hatta ölümü bile göze almalarının sebebi her halde “yalanla yaşamak” istememeleri. Belki diğer insanlara göre çok daha dürüstler, çok  daha cesurlar.    

Altı Çizilenler ; 












12 yorum:

  1. Bu tür "öteki"lerin hikayelerini daha çok okumam lazım belki. Onlar yazmadan önce böyle ayrımcılıkların olduğunu bilmiyordum bile....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @Narda ! Bu kitabı öneririm. Ayrımcılığa maruz kalmak çok acı verici. Bundan çok daha acı veren ise kimsenin acılarını duymamasi.

      Sil
  2. Bu tip konuları işleyen kitaplar hep ilgimi çekmişti okunacaklar listesine aldım..sevgi ve dostlukla...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ bilge ! bloguma hoşgeldiniz.. sevgiler...

      Sil
  3. This is just interesting my friend!!!
    Have a lovely day!
    Kisses, Paola.

    Expressyourself

    My Facebook

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Thanks Paola.. Have a great day...
      Kisses, Shirin...

      Sil
  4. ilgi uyandırdı bende.Okurum ben bu kitabı.teşekkürler Shirin :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben teşekkür ederim Şükran. .
      öneririm. . :)
      Selamlar. ..

      Sil
  5. Yanıtlar
    1. Ciao Paola ! :)
      Have a great week..
      Kisses, Shirin. .

      Sil
  6. Yunus Emre ne güzel söylemiş, ''yaradılanı severim yaradandan ötürü'' diye. Öteki diye ayrım yapanları hiç anlamadım, anlayamayacağım. Güzel bir kitaba benziyor.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. @ Sevda ! Aynen ben de hiç anlamıyorum onları..
      evet güzel kitap. tavsiye ederim..

      Sil

YORUMUNUZ SEVİNDİRİR...