2 Şubat 2017 Perşembe

Kumral Ada Mavi Tuna – Buket Uzuner

Harika bir romandı. Çok beğendim. Sevgili Buket Uzuner' in yüreğine sağlık. Buket Uzuner’i ilk defa okudum. İyi ki okumuşum.
-Tuna
-Aras
-Ada
-Meriç
-Şair Doğan Gökay

Tuna da kendimi gördüm. Benzer yanlarımız çok fazla. Umutsuz aşka düşmek, edebiyata düşkünlük, hassas ruh.
İç savaş gerçekliği karşısındaki insanların sessizliği, vurdumduymazlığı, aynı bu ülkenin yaşadığımız haline çok benziyor.
İç savaş benzeri bir büyük çatışma hali yaşanıyor. Yılda değil ayda değil her gün onlarca insan ölüyor öldürülüyor. Devletin güvenlik güçleri, isyancılar, siviller öldürülüyorlar. Hem de 30 yıldır.
“Savaşlar korkunçtur. Bir o kadar saçmadır. İç savaşlar daha da korkunçtur.”
“Savaşın galibi de mağlubu da yenilmiştir.”  Tuna’ nın bu ve benzeri sözleri benim de duygularıma da tercüman olan sözler.
Ölmekten öldürmekten başka yollar deneyelim, başka çareler arayalım önerilerine herkes kulak tıkıyor.
Ölmek. Vatan uğruna şehit olmak, özgürlük mücadelesi uğruna şehit olmak gibi isimler verilerek kutsallaştırılıyor. Sevimli hale getiriliyor.
Öldürmek.  Vatanı kurtarmak için vatana zarar veren bölücü unsurları etkisiz hale getirmek.
Bir halkın özgürlüğüne kavuşması için savaşmaktan başka seçenek bırakmıyorlar.. savaşta da insanlar ölür ne yapalım diyerek vicdanlarını rahatlatıyorlar.
İsyancıları destekleyen, sempati ile yaklaşan insanlara, örgütün silahlı isyanının yol açtığı acımasız cinayetleri, acımasız terörü, masum insanların ölümlerini anlatamıyorsunuz.
Devletin operasyonlarını destekleyen yetkili yetkisiz insanlara da , artık devlet başka çözümler düşünmeli, sadece öldürerek bu işin çözülemeyeceğini anlamalı, her ölümde çözüm, barış daha bir  imkansızlaşıyor. Artık o noktadan sonra barış diyenlerin tamamı hain ilan ediliyor iki taraftada.
Savaşı kutsayanlar tamamen hakimiyeti ele geçiriyorlar. Bitireceklerini zannediyorlar. Her gün onlarca ölü bir o taraftan bir bu taraftan sür git devam ediyor. Akıl, sağduyu, vicdan tamamen devre dışı kalıyor.

Altı Çizilenler ;
“Çevrene şöyle bir bak, şiddet, terör ve baskıdan canı yanmamış, canına tak etmemiş veya bezmemiş kimse kaldı mı? Sivil, asker, kadın, çocuk, bebek… her gün insanlar ölüyor mu? Evet. Ve bizler de bunu seyredip susuyor muyuz? Evet. Bak susuyorsun, bak bak sen de susuyorsun! Hepimiz susuyoruz zaten. “/ sf: 93
“Dışarda; evimizin ve bedenimizin dışında  sürekli birileri öldürülüyorken, öldürülen her insan için bizim de biraz öldüğümüzü anlamak ne çok zaman alıyormuş meğer! “/sf: 94
“Saçma bu! Düşman kim? Sınır, cephe neresi? Kime karşı savaşıyoruz? Kendi iç organlarını kemiren bir virüs bu! Sonunda kimse kazanamayacak, hiç kimse! Anlıyor musunuz? Çünkü kendimizle savaşıyoruz.
“Bütün savaşlar saçmadır. Ama iç savaşlar daha da saçmadır. /sf:100
“ Gitmedim, çünkü tıpkı senin gibi ben de buralıyım, burada doğdum ve burada yaşamak istiyorum! Allah kahretsin! Gitmedim, çünkü ben de bu ülke için vergi veriyor, çalışıyor ve burayı seviyorum! Duyuyor musun? Türkçe bağırıyorum çünkü, geri kafalı adam!”
“ Gitmedim, çünkü; Boğaz’da balıkla rakı, Ada’da dolunay, Ege’de zeytinyağlılar, Akdeniz’de Toroslar, Safranbolu’da, Asos’ta, Kaş’ta evler, bu anadilim, bu atasözleri, dişiliklerini yitirmeden akıllı olma savaşı veren buralı kadınlar ve Anadolu Akdenizi’nin özgün duyguları…  gitmedim çünkü bütün bunlar yalnızca buradayken güzel… … hepimizin hamuru aynı, hepimizde bu duygular var. “ /sf:153-154
“ ben ona mutluluk hormonu etkisi yapıyordum. Aras ise onun heyecan ve dişilik hormonu seviyesini artırıyor olmalıydı. Elbette kendisi böyle söylemez, “ sen benim serotoninim, Aras adrenalin ve östrejenim” derdi. Bu üçünün etkisini bir kadında yaratacak tek bir erkek olmadığına göre erkeklerden biri daima dışarda kalmak, kadınlar da yakınmak durumunu sürdürecekler anlaşılan! Belki bir gün bir hormon-bilimci bu işe el atacak ya da ahlak anlayışımız tümden değişecek…
Kadınların aşka ve duygulara dair kararlılıkları ve cesaretleri biz erkeklerden çok daha güçlüdür.“/ sf: 220-221
İsteksiz, hevessiz ve umutsuz olma hali feci yorucudur. /sf:383
Siz ancak öğretilmiş şeylere inanıyorsunuz. Hiçbiriniz kendi doğrularınızı yaratmaya cesaret edemiyorsunuz. /sf:383
Savaş kimseyi galip çıkartmaz. Canlı kalanların tümü yenilmiştir./sf:385
Evinin içini ve dışını kendi bakacağı çiçeklerle döşemek, insanın yerleşebilecek kadar huzurlu, cesur ve kararlı olduğu anlamlarını da taşır. Çiçek sağlıktır.

6 Eylül 2016 Salı

Kukla - Ahmet Ümit

Yine bir Ahmet Ümit romanı. Yine müthiş bir heyecan. Müthiş bir gerilim.
Bir Türkiye hikayesi.
Ülkenin sıradan günlük siyasi sosyal yaşamı, hiçbir kurgu katılmasa bile  bir gerilim filmi gibi.
Bu ülkede yaşamak bir gerilim filminin içinde yaşamak gibi.
Derin devletin beslediği çeteler… susurluk çeteleri, mafyalar, aşiretlerin egemenlik savaşları, gerçekleri ortaya çıkarmaya çalışan namuslu gazeteciler, siyasi cinayetler, suikastlar, hukuktan, adaletten uzaklaşan devletin çürümesi..
Bütün bu sorunların kaynağı bir türlü çözüme kavuşturalamıyan kürt sorunu.
Yıllar yılı Kürtlere karşı sürdürülen inkar, asimilasyon politikaları. Acımasız şiddet ve terör. Operasyonlar, terörle mücadele. Her gün onlarca ölü bedenler. Acılar, gözyaşları, nefret ve kin, intikam yeminleri, kanı yerde kalmayacak sözleri, v.s… kısır döngü..
Bu kısır döngüden kurtulmayı öneren akıl ve vicdan sahiplerine kulak verme yerine susturulmaları, kaale alınmamaları ne hazindir.
Gazeteci Adnan bey .. hayatın monotonluğundan bezmiş bir gazeteci
Funda – Adnan ın eşi,
Umut –oğlu
Doğan- üvey kardeşi – derin devletin piyonu, tetikçi
Altı çizilenler ;
Yaşamı mutluluğa indirgeyenler de ruhsal açıdan yoksul kimselerdir. Ruh zenginliğini kazanmış olanlar, yaşamı acısıyla, mutluluğuyla, ihanetiyle, çirkinliğiyle kabul edenlerdir. Onlar ki kaybetme sanatını öğrenmişlerdir, bu yüzden yaşama katlanabilme yeteneğini geliştirmişlerdir. /sf :361


28 Haziran 2016 Salı

BEYOĞLU’NUN EN GÜZEL ABİSİ – AHMET ÜMİT

Ahmet Ümitle tanışma romanım oldu. Çok beğendim. Çok etkileyiciydi. Ne zamandan beri aklımda olan bir yazardı Ahmet Ümit. İyi ki okumuşum.
Çirkinlikleri ile, güzellikleri ile, acıları kederleri ile bir İstanbul hikayesi.
Beyoğlu, Tarlabaşı, İstiklal caddesi…  
Çağdaş evrensel bir hukuk devleti yaratamamanın sonucu şehirde egemenlik süren mafya çeteleri, adalet savaşçısı polisler, mafya bozuntularına kulluk yapan polisler, malları mülkleri yağmalanan gayri müslim İstanbullu yurttaşlarımız, sokak çocuklarını kurtarmak için yaşamını feda eden güzel insanları ile bir Anadolu hikayesi.

Başkomiser Nevzat abi, Yardımcın Ali, kriminolog Zeynep ile birlikte ne güzel insanlarsınız. Çağdaş bir devlete yaraşır namuslu, onurlu, adalet savaşçısı polisler.

Varlıklı bir ailenin kızı olduğun halde, keyfine eğlencene bakabilecek halde iken yaşamını yoksullara, sokak çocuklarına, tacizlere tecavüzlere uğrayan kadınlara adayan gönüllü bir yüce kadın. Onlara barınak, eğitim, v.s sağlayarak onları kurtarmak için hayatını feda eden Nazlı abla ne güzel insansın sen.

Evgenia yenge,

Gencecik yaşında mafya bozuntularınca katledilen genç kız Fidan.

Bu toplum, bu devlet kötülüklere, yağmacılara, çetelere karşı sizleri koruyamadı, korumadı ne yazık ki.
 
Altı Çizilenler ;
-Evet daha çok Rumlar Alicim, ama Ermeniler de varmış. ….
Yani gözde olan istiklal caddesi, Tarlabaşı ise işte orta halli insanların yaşadığı yer.
-          ama yabancılar değil mi?
-          hayır, yabancı değil, özbeöz bu toprakların insanları. Rumların kökenleri Romalılara uzanır. Osmanlılar buraya geldiklerinde onlar bu topraklarda yaşıyorlarmış zaten. /sf:92
…. Bu semtin bir bataklık olmasından devlet mi sorumlu, yoksa ellerinde hiçbir gücü olmayan bu garibanlar mı?
…. Yok Ali, yanlış düşünüyorsun. Seslerini duyurmak için bu karda kışta, çoluk çocuk demeden sokağa düşen bu zavallılar bizim düşmanımız değil. Haklısın burası bir bataklık. Tamam, suç en çok böyle yerlerde büyüyor. Ama bunlar bizim insanlarımız. Onları sevmesek bile anlamak zorundayız. / sf:97
Bu memlekette kadınların eti de, canı da sudan ucuz. Bu memlekette kadınlar, erkeklere kurban diye sunulmuş. Hem zevklensinler hem işlerini gördürsünler hem de öldürsünler diye…
Bu ülkede canlı cansız her şey satılık Nevzat bey. Paran varsa her şeyi satın alabilirsin, elbette en başta da insanları. Doktorları, hakimleri, savcıları, polisleri, yanlış anlamayın herkesi. Bu ülkenin sorunu ahlaksızlık, şeref yoksunluğu, onur kaybı… /sf:175-176