21 Temmuz 2018 Cumartesi

DOKUZDOLAMBAÇ – Nagihan Şahin


“Atmacanın gözlerine bir kez baktım. Atmacanın gözleri insan gözleri gibi anlamlıydı. Atmacanın gözlerinde gördüğümü sandığım anlam korkunçtu. Kafesin önünden bir daha geçmedim. Büyüyüncede. Hiçbirinin hem de.”

Bunun benzerini ben de yaşamıştım yıllar önce. Hayvanat bahçesinde Gorille göz göze gelmiştik.  İnsan gözü gibi görünmüştü bir an bana da. Acısını ta içimde hissetmiştim. Bir daha asla o kafeslerin olduğu işkencehanelere gidemedim.
Yazılarını severek okuduğum https://mavikalemdekiler.blogspot.com/
blogunun sahibesi, blogger yazar  Nagihan Şahin hanım’ın yayınlanan ilk kitabı sanırım. Daha önceki bir kitabını ne yazık ki emek hırsızlarına kaptırmıştı. Çok üzücü bir şey olsa gerektir. Umarım bu kitabın mutluluğu yazarın o üzüntüsünü tamamen yok eder.

Bazen düşündüren, bazen gülümseten etkileyici hikayeler. Hikayelerin kimi İzmir ve çevresinden insan hikayeleri gibi olsa da, pek çoğu zamansız ve mekansız gibi.  Normalde öykü kitaplarına elim pek gitmiyor nedense. Ama bu öykü kitabını çok beğendim. Kimi kısa, kimi uzun hikayeler. Kitabın ismi aynı isimli bir öyküden seçilmiş. “Dokuzdolambaç”.

iyi ki almışım, iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu.
Birkaç  sayfalık kısacık öykülere koca hayatlar sığdırmak. Öykü anlatıcısı yazarların muhteşem becerileri.
Bazı yerlerde anlatıcı kim yahu?, erkek mi, kadın mı, o muydu, bu muydu, karşısında konuştuğu kişi var mı, kendi iç sesi mi, bulunduğu yer neresi, hangi zaman, v.s anlamak baya zaman alıyor. Bazen de anlamıyorsun. J
Oğuz Atay, Marquez hikayeleri gibi.  erkek veya kadın, buralı, oralı , şu ülkeden bu ülkeden bir önemi yok gibi. İnsan işte.. insanlar işte…

Yazarı anlatan kısım hem çok kısa olmuş hem de yazı fontu çok küçük olmuş. Arka kapak yazısını da okumakta güçlük çektim. Hem fontu küçük hem yazı-zemin rengi nedeniyle.   

Bazı öykü kişileri ;
Nimfeya -- sihirbazın kızı -- Kendini yeniden yaratmak için, kendine istediği şekli verebilmek için ölümcül acılar çekmeyi göze alabilen cesur kız..
Mihael Jiro – Barbaros
Narda  - bu isim tanıdık geliyor sanki ama çıkaramadım şimdi . J
Arzen
Barış
Latua Han
Wang
Ni-san
Kitaptan ;




13 Temmuz 2018 Cuma

Çavdar Tarlasında Çocuklar - J. D. Salinger - Çeviren: Coşkun Yerli



Kızımın kitapları arasında görüp aldım. Okumaya başladım. Pek beğenmedim. Ergen çağlarında liseli genç, erkek bir çocuğun günlüğünü okuyoruz sanki. Bol argo sözler var. 
1940 lı yılların Amerikası. Biraz serseri, biraz asi ruhlu, biraz kitaplarla arası iyi, biraz sorumsuz bir çocuğun, yetişkinlerin dünyasına, ikiyüzlülükler, sahtekarlıklarla dolu günlük hayata, “normal” hayata isyan eden bir genç çocuğun günlüğü gibi geldi bana.
Hiç beğenmedim dedim kızıma. Nerden aldın dedim. Bu, çok ünlü bir kitap dedi. Google de biraz baktım. Vay ne kadar da ünlüymüş. Şaşırdım. Bana çok basit, sıradan geldi.
1950 li yıllarda Amerika da pek eyalette ahlak dışı bulunduğu için uzun süre yasaklı kalmış. Sonraları bir başyapıt olarak değerlendirilmiş.
Kitabın ismi de alakasız geldi bana.  
kitaptan ;





10 Temmuz 2018 Salı

KENDİ EVEREST'İNİZE TIRMANIN – Nasuh MAHRUKİ

"Hayatın içinde kendi yerinizi arayın."
Kitabın baştan sona ana mesajı bu.
Dağcılıkta ve arama-kurtarma çalışmalarında çok önemli başarılar göstermiş çalışkan ve gayretli bir adamın insana ilham veren yaşam öyküsünden kesitler, çok önemli önerilerde, tavsiyelerde bulunuyor. Tavsiyeler çok güzel. Uygulanabilir. Gerçekçi.






                                                          Altı Çizilenler ;





27 Haziran 2018 Çarşamba

DÜNYA AĞRISI - AYFER TUNÇ


Yazarla tanışma romanım. Ayfer TUNÇ u şimdiye kadar okumadığıma üzüldüm. çok güzeldi. Çok etkilendim. Zaman zaman çok hüzünlendim.
Yalnızlık … Yabancılaşma..  Tutunamamak…
Bir tutunamayan adam hikayesi “dünya ağrısı”. 
“dünya ağrısı” – ne kadar güzel bir ifade. Çok sevimli geldi.
Mürşit' te bazen kendimi gördüm. Bazen genç oğlunu kaybeden kardeşimi, bazen eskilerden çok sevdiğim bir arkadaşımı gördüm. 
Böyle bir toplumda “normal” bir insan olmak çok zor. Hassas ruhlar için çok daha zor. 
Kötülüklerin, ikiyüzlülüklerin, sahtekarlıkların, kurnazlıkların çok “normal” algılandığı bir topluma uyum sağlamak, onlar gibi “normal” olmak çok zor geliyor bazı insanlara. Mürşit te bunlardan biri.
Umarsız insanlar keyifle yaşarlarken, Hassas ruhlar, dünya ağrısı çekerler.

Kendisi ile hiç yakınlığı olmayan insanlara bile adaletsizlik, haksızlık, eşitsizlik yapılması, sömürülmesi, temel insan haklarından mahrum bırakılması hassas ruhlarda “dünya ağrısı” oluştururken, umarsız insanların hiç umurunda olmaz. Böyle şeyleri görmezler, haberleri bile olmaz. Böyle haberleri veren kaynakları izlemiyorlardır çünkü. Bunların yerine oturup saatlerce survivor izlerler. İçinde yaşadığı çoğunluk ta zaten aynı programları izliyor. Dünya ağrısından uzak, çoğunluğun bir parçası olmanın keyfi içinde yaşıyorlar..  











12 Haziran 2018 Salı

İSKENDER - ELİF ŞAFAK


Elimden bırakamadım. Bulduğum her fırsatta kitabı elime aldım. 
Çok etkileyici, sahici, gerçekçi bir hikaye. Ellerine yüreğine sağlık Elif Şafak..
Fırat Nehri kenarında, Urfa civarlarında  bir Kürt köyü , İstanbul , Londra..
Bir ailenin tarihi. 70 li yıllarda İngiltereye göç etmiş bir Kürt-Türk ailesinin göç hikayesi. Pek çok defa gözyaşlarımı tutmakta çok zorlandım.
Göç, çok kimliklilik, kimliksizlik..
Aile, aidiyet duygusu, kimlik sorunları, ırkçılık…
İçine doğduğumuz aile, coğrafya..
Gurbet acısı, gidenler, kalanlar…
Ataerkillik …
kaybolmuşluk duygusu içindeki genç kuşak göçmenler,  fırsattan istifade bu çocukları ağlarına almaya çalışan radikal dini örgütler….
İntihar süsü verilmiş töre  cinayetleri..
Ailelerimize, insanlarımıza, farklı kültürden insanlara, yaralarımıza, geleneklerimize, gerçekliklerimize ayna tutuyor.
Bese (Cemile Yeter)   -  İkizi - Bext (Pembe Kader)
Berzo     -  Naze
Esma – İskender – Yunus
Elias..

Altı Çizilenler ;

-          “En çok neye deli oluyorum biliyor musun?  Bu ırkçıların tutup ırkçı olmadıklarını iddia etmelerine. Biz realistiz diyorlar. Yalana bak!”
-          Bütün ırkçılar yalancı olmak durumunda zaten? Başka nasıl inanır ki insan herkesten üstün olduğuna? / sf: 278

Elias- hiçbir toprak parçasına bağlılık duymadığı için her yerde yaşayabilirdi o. Belki de farkında olmadan bir hava bitkisine dönüşmüştü. Kökleri olmadığından değil, ama topraktan ziyade havaya bağlı olduğundan. /sf : 380

Zişan diyor ki, “Her zaman kendi içine bakmak en emin yol. Başkalarıyla uğraşmayı bırak. Her gazap, her kahır ağır bir çanta. Niye taşıyasın ki? at onları. Sıcak hava balonu gibi hayat. Yukarı mı gitmek istersin, aşağı mı ? hiddeti, intikamı, rekabeti bırak. Torbalardan kurtul.” / sf: 402

Pembe – boşanma davası açacaktı. Bunu ne Elias ne başka bir erkek uğruna yapacaktı. Bir kez geliyordu insan dünyaya. Ve muhabbetsiz bir yuva istemiyordu artık, dolu dolu yaşamak istiyordu, dürüst ve dobra. Adem belki üzülecekti bu karara ama şaşırmayacaktı. Hatta bu zorlu adımı  atan kendisi değil Pembe olduğu için rahatlayacaktı. İçtenlikle anlatırsa oğlunun da kendisini anlayacağına inanıyordu. /sf: 410