11 Ekim 2018 Perşembe

ÖZGÜRLÜĞE UÇUŞ – Delia Steinberg Guzman

Altı Çizilenler ;


  • İnsanın kendisi olması, varoluşa sıkıntılı bir şekilde kendini itmesi ve ulaşmaya bırakmasıdır. Hiç kimseye, hiçbir şeye ve hatta kendisine bile itaat etmemesidir.

  • Uzak olsa bile ulaşılması amaçlananı hiçbir zaman gözümüzün önünden ayırmadan günbegün coşkuyu sürdürebilmek için yeterli sabıra sahip olunmalıdır.



  • Bir çiçeği sulamakta veya sulamamakta özgürüz. Seçim yapabiliriz. Sulamazsak kendimizi özgür hissedebiliriz ama çiçeğimiz olmaz. Sularsak çiçeğimiz olduğu gibi onlara bakma yolunu bildiğimiz için daha pek çok çiçeğimiz de olabilir.
  • Yalnızca fiziksel rahatlama için değil özellikle psikolojik ve zihinsel anlamda da dinlenmek, “nefes almak” gerekir.  Çevremize ve iç dünyamıza doğru akıllıca bir bakış atmamıza imkan sağlayan bir dinlenme eylemi gerekmektedir.
  • Bizi ilgilendirmeyen şeylerden ötürü ya da ilgilenmeyi bilmediğimiz şeylerden ötürü yorulmaktayız. İşimizin arasında nefes almayı bilmemekten yoruluyoruz.
  • Temiz hava ile içimizi doldurmak, gökyüzüne bakarak ve onda kaybolmak, ateşin dansını ya da suyun akışını izlemek, bir bitkinin yapraklarını okşamak veya evcil bir hayvanla oynamak, sevdiğimiz insanlarla sohbet etmek, hayranı olduğumuz kitapları okumak bizi dinlendirir.
  • Dinlenmek, her şeyden önce, yorgunluğumuza değmeyen şeylerle kendimizi yersiz ve zamansız yormamaktır.
  • Varış noktasına ulaşmak için, birbirine benzer birçok adımın atılması gerekmektedir. Bu arada patikada her seferinde biraz daha ileriye ve biraz daha yukarıya doğru ilerlemekteyiz.
  • Hiç kimse bir başkasına, eksikliğini hissettiği kişisel dengeyi veremez. Yardım edebilir, tavsiye verebilir, doğru yola yöneltebilir. Ama herkes kendi yolundan yürümelidir. Bu, herkesin kendi başına kazanması gereken bir şeydir.
  • Büyümek isteyen kişi zorluğu neşe ile kabul eder. çünkü zorluk onun ilerlemeye devam etmeye hazır olduğunu gösterir.  Kolay olan şu anda zaten bana bağlı olandır, zor olan ise fethetmem gerekendir.

25 Eylül 2018 Salı

BİT PALAS –ELİF ŞAFAK


İlginç, değişik ve çok güzel bir roman..

Romanın ana karakteri - Bonbon Palas apartmanı ve sakinleri.. 
İstanbul da bir apartman. 88 no.lu. 10 daireli.. 
Dönem, 1960 -70 li yıllar gibi..
Apartmanın her dairesinde yaşayan insanlar… biribirnden farklı bambaşka yaşamlar…
bu insanların kişilikleri, takıntıları, korkuları, inançları, hayata bakışları, ilişkileri, v.s….
Apartmanın kendisi de bir roman kişisi gibi … 
Apartmanın geçmişi, eski sahipleri, v.s..
Anlatıcı - daha çok 7 numaradaki üniversite hocası…
Agripina Fyodorovna Antipova : apartmanın sahibi. 1920 yılında ekim devriminden sonra Türkiye ye kaçan generalin karısı. İstanbulda bir süre yaşadıktan sonra Fransaya yerleşiyorlar.
3 numara :  kuaför cemal&celal  -- Zıt mizaçlı ikiz kardeşler
Biri, çok konuşuyor. Diğeri, hiç konuşmuyor.
Hayatında bir kez bile hazırcevap olamamış, kimseye laf yetiştirmeyi becerememiş kuaför celal..
1 numara : kapıcı dairesi - Kapıcı Meryem, eşi Musa, oğlu Muhammet
4 numara : Ziya ve Zeren Ateşmizacoğlu ve çocukları - Aşırı evhamlı bir aile
Zeren – 56 yaş. – emekli kimya öğretmeni
Ziya Ateşmizacoğlu – 50 yaş. – aşırı evhamlı
Küçük kız - Zeliş Ateşmizacoğlu -23 yaş- aşırı evhamlı. Bu evhamlardan dolayı yüzü lekelerle dolu.
Abisi Zekeriya -33 yaş.
Büyük kızları Zeynep -31 yaş.
5 numara : Hacı hacı, oğlu, gelini ve torunları. Sürekli torunlarına masallar anlatıyor.
7 numara: üniversite hocası - Eşinden boşanmış tek yaşıyor. Çapkın, yakışıklı.
8 numara : Mavi metres - 22 yaşında , bakımlı, seksi.
6 numara: Metin Çetin ve karısı Nadya.
2 numara : Üniversite öğrencisi Sidar ile köpeği Gaba.
9 numara : Hijyen Tijen ile kızı Su - Kronik düzeyde temizlik hastalığı olan 
10 numara : Madam teyze - Hiçbir şeyi atamayan her şeyi biriktiren çöp ev sahibi.

Kitaptan ;

“İnsanı kirleten ağzına giren değildir. Ağzından çıkandır insanı kirleten.”

“Gelenekçi kadınların temizlikleri, evin düzenini korumak adına yapılan bir faaliyet değil, düzenin ta kendisidir…”

“Mesele de buydu zaten, bu aynılık…

Çünkü yerleşmek üzere yeni, yepyeni bir yere gidip de, eski hayatının solgun çehresiyle karşılaşmak orada, hayal kırıklığı yaratır insanda.”

“Bir insanın acısını yürekten paylaşabilmemiz için, bizimle aynı hakikati paylaşıyor olması gerekir öncelikle.”

“Ölüme bunca yakın olan yaşlılarla ölüme bunca uzak olan çocukların intiharları kadar kafa karıştırıcı bir şey yoktur.”

“Korkunun bile bir son merhalesi, doyma noktası vardır. Evhama gelince, o dipsiz bir kuyunun ağulu suyudur. Ne bir doz aşımı, ne de kendine özgü bir panzehiri vardır. Korkunun kaynağı ne kadar somut ve malum ise, bir o kadar soyut ve müphemdir evhamınki de. Bu yüzden insan, niçin korktuğunu zorlanmadan tespit edebildiği halde, tam olarak neden ötürü hep böyle evhamlı gezdiğini saptayamaz.”

”…haklı olabilirler. Endişelenmeye başladığımda, nerede ne zaman ne söylemem gerektiğini karıştırdığımda, insanların bakışlarından korktuğumda, insanların bakışlarından korktuğumu belli etmemeye çalıştığımda, tanımak istediğim birine kendimi tanıtmak istediğimde, aslında kendimi ne kadar az tanıdığımı bilmezden geldiğimde, geçmiş canımı yaktığında, geleceğin de daha ala olmayacağını kabullenemediğimde; ne bulunduğum yerde ne de göründüğüm insan olmayı içime sindirebildiğimde… saçmalarım. Hakikatten ne kadar uzaksa, yalandan da o kadar uzaktır saçmalık. yalan, hakikati tersyüz eder. Saçmalık ise, yalanla hakikati ayırt edilemeyecek biçimde birbirine lehimler.”
------------------------------------

          Kendisiyle yapılan bir röportajda Elif hanımın söylediği şu sözler çok çarpıcı geldi bana ;
"Bu yüzden kitaptaki temalardan biri de iç–dış ayrımı. Mesela romanda apartmandakileri sürekli rahatsız eden bir çöp kokusu var. Ama o çöp kokusunun dışarıdan geldiğinden çok eminler. Çünkü hep dışarısıdır ya pisliğin, belirsizliğin, tekinsizliğin alanı.
Nedense kendi durduğumuz yeri öyle tanımlamayız."


16 Eylül 2018 Pazar

bir hayat bir hayata değer - AHMET ALTAN



"Bence ya hep ya hiç olmalı! Bir hayat başka bir hayata değer. Ben sana hayatımı veriyorsam, sen de bana hayatını vereceksin... Hem de artık bir daha pişmanlık duymadan, onu geriye de almadan, diye düşünürüm. Yoksa hiçbir şey olmasın daha iyi."

Sevgili Ahmet Altan dan harika bir kitap.
Ahmet Altan ı okumayı çok seviyorum. Her yazısını, her kitabını okumaktan keyif alıyorum.
Geçmişten bugüne okumaktan keyif aldığım yazarlar listesinde yerini koruyan ender birkaç yazardan biri.
Bir deneme kitabı. Bunu da büyük keyifle okudum. Altını çizdiklerim o kadar çok oldu ki. nerdeyse tüm kitabın altını çizecektim.
Tarihi kişiler, ünlü edebiyat yazarları, sanatçıların özel yaşamları, şaşırtıcı sırları, aşkları, hayal kırıklıkları, zayıflıkları.. 
insanın, erkeğin, kadının doğası, duyguları...
aşkın güzelliği, karanlık tarafı, v.s..

insan ruhunun efendisi Tolstoy..
Dostoyevski –Suç ve Ceza - Raskolnikov
Turgenyev – Babalar ve Oğullar – Bazarov
Alexandre Dumas - Kamelyalı Kadın
Gustav Flaubert - Madam Bovary


















30 Ağustos 2018 Perşembe

DÖNÜŞÜM –FRANZ KAFKA

Kafka nın okuduğum ilk kitabı oldu.  Pek beğenmedim valla. Sarmadı hiç. Uzaktan hayranlıkla baktığım bir yazardı oysa. :) umarım diğer kitaplarında hayal kırıklığı yaşamam.
Kapitalizm in acımasızlığı, yabancılaşma .. üzerine düşündürüyor. Çok çalışırsan, üretirsen, yararlı olursan, sistemin bir çarkı olarak görevini yaparsan varolursun. Yaşamana izin verilir. Sana değer verilir. Aksi halde değersiz bir böcek olarak görülürsün ve bir çöp gibi dışarı atılırsın.
Kafka nın yazdığı zamanlar, kapitalizmin en acımasız uygulandığı yıllar.

21 Temmuz 2018 Cumartesi

DOKUZDOLAMBAÇ – Nagihan Şahin


“Atmacanın gözlerine bir kez baktım. Atmacanın gözleri insan gözleri gibi anlamlıydı. Atmacanın gözlerinde gördüğümü sandığım anlam korkunçtu. Kafesin önünden bir daha geçmedim. Büyüyüncede. Hiçbirinin hem de.”

Bunun benzerini ben de yaşamıştım yıllar önce. Hayvanat bahçesinde Gorille göz göze gelmiştik.  İnsan gözü gibi görünmüştü bir an bana da. Acısını ta içimde hissetmiştim. Bir daha asla o kafeslerin olduğu işkencehanelere gidemedim.
Yazılarını severek okuduğum https://mavikalemdekiler.blogspot.com/
blogunun sahibesi, blogger yazar  Nagihan Şahin hanım’ın yayınlanan ilk kitabı sanırım. Daha önceki bir kitabını ne yazık ki emek hırsızlarına kaptırmıştı. Çok üzücü bir şey olsa gerektir. Umarım bu kitabın mutluluğu yazarın o üzüntüsünü tamamen yok eder.

Bazen düşündüren, bazen gülümseten etkileyici hikayeler. Hikayelerin kimi İzmir ve çevresinden insan hikayeleri gibi olsa da, pek çoğu zamansız ve mekansız gibi.  Normalde öykü kitaplarına elim pek gitmiyor nedense. Ama bu öykü kitabını çok beğendim. Kimi kısa, kimi uzun hikayeler. Kitabın ismi aynı isimli bir öyküden seçilmiş. “Dokuzdolambaç”.

iyi ki almışım, iyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu.
Birkaç  sayfalık kısacık öykülere koca hayatlar sığdırmak. Öykü anlatıcısı yazarların muhteşem becerileri.
Bazı yerlerde anlatıcı kim yahu?, erkek mi, kadın mı, o muydu, bu muydu, karşısında konuştuğu kişi var mı, kendi iç sesi mi, bulunduğu yer neresi, hangi zaman, v.s anlamak baya zaman alıyor. Bazen de anlamıyorsun. J
Oğuz Atay, Marquez hikayeleri gibi.  erkek veya kadın, buralı, oralı , şu ülkeden bu ülkeden bir önemi yok gibi. İnsan işte.. insanlar işte…

Yazarı anlatan kısım hem çok kısa olmuş hem de yazı fontu çok küçük olmuş. Arka kapak yazısını da okumakta güçlük çektim. Hem fontu küçük hem yazı-zemin rengi nedeniyle.   

Bazı öykü kişileri ;
Nimfeya -- sihirbazın kızı -- Kendini yeniden yaratmak için, kendine istediği şekli verebilmek için ölümcül acılar çekmeyi göze alabilen cesur kız..
Mihael Jiro – Barbaros
Narda  - bu isim tanıdık geliyor sanki ama çıkaramadım şimdi . J
Arzen
Barış
Latua Han
Wang
Ni-san
Kitaptan ;