“Oköy – Ekolojik Yaşam Platformu” ndan arkadaşlar önerdi. İzledim. Çok iyi bir film. ABD - Birleşik Krallık – Meksika ortak yapımı olan film, şu anda vizyonda.
Meksikalı yönetmen Alejandro González Iñárritu ve diğer
senaristlerin yüreğine sağlık.
ABD'nin, devletleri yöneten yönetici sınıfların,
kapitalistlerin vahşi ve acımasız yüzünü gözler önüne seriyor.
Böyle iyi bir filmin vizyonda olmasına biraz şaşırdım.
Ne yazık ki gişe hasılatı çok düşük olmuş.
Vizyondaki filmler, çok güzel görsel şovlar sunarken arka
planda ABD devleti ve paradigmalarının propagandasını yapıyor çoğunlukla.
Gerçekleri insanın yüzüne çarpan, insanın farkındalık
duygularını geliştiren iyi filmler genelde pek vizyona giremiyor ne yazık ki.
Bir yanda devlet yönetici sınıfı ve büyük sermaye,
kapitalistler.
Öte yanda Sandy, Ganesh gibi geçimlerini sağlamak için
kapitalistlerin şirketlerinde çalışan iyi kalpli, uzman, orta sınıf insanlar.
Filmi izledikten sonra bende pekişen düşünceler şunlar :
1. Yönetici sınıf ve kapitalistler, vicdansız ve merhametsizdirler.
Dünyadaki bütün doğal yaşamın varlığını tehlikeye atan büyük
bir patlama olmuş. Belki yüzbinlerce insanın ölümüne sebep olabilecek bir iklim
felaketine dönüşmesi ihtimali olan bir patlama. Petrol şirketi çevre güvenliği
müdürü Ganesh ve arkadaşları, derin bir üzüntü içinde patronu
bilgilendiriyorlar.
-
"Ganesh : Efendim ne yazık ki patlama oldu. 37
arkadaşımızı kaybettik.
-
Digger : Ailelerine tazminat öderiz, hasar ne
kadar?
-
Ganesh : Efendim, anlamadım.
-
Digger : Maddi zararımız ne kadar?
- Ganesh : Biz sadece insanlara, can kayıplarına odaklandık. O kısımla ilgilenmedik."
2. Yönetici sınıf ve kapitalistler- bilime ve gerçeğe saygısızdırlar.
Bilimde çoğu zaman pek kesinlik yoktur. Veriler, gözlemler
değerlendirilir, yorumlanır ve bazı sonuçlara ulaşılır. Ulaşılan sonuçlar tam
kesin değildir. Yeni veriler, yeni bulgular ortaya çıktığında varılan sonuç
değişebilir.
Filmde, sahada çalışan uzman bilim insanı, patronlara ve yönetici
sınıfa sunum yapıyor.
Bilim insanı, eldeki veriler ışığında olası senaryoları
anlatırken doğal olarak farklı ihtimallerin gerçekleşebileceğini söyler.
Rüzgarın yönü ve şiddeti, hava durumu, v.s gibi iklim parametrelerinin alabileceği
değerlere göre farklı senaryoların gerçekleşebileceğini anlatırken, Devlet Başkanı
sözünü keserek çıkışır ;
- "Sen falcı mısın, bilim adamı mısın? Yok şöyle olursa, eğer böyle olursa, şu mümkün, bu mümkün. Bize kesin ne olacağını söyle."
3. Yönetici sınıf ve kapitalistler, gerçekleri gizleyemeyeceklerini anladıkları zaman, manipülasyon tekniklerini kullanarak olanları saptırma yoluna giderler.
Fransız filozof Jean Baudrillard’ın sözünü ettiği bir simülasyon evreni yaratırlar. Bu evrende gerçeğe ulaşmak nerdeyse imkansızdır.
Filmde, doğal felaketi
gizlemenin mümkün olmadığını anlayan yönetici sınıfın çözümü, hikayeyi
değiştirmektir. Doğayı kontrol edemiyorsak söylenenleri, konuşulanları kontrol
ederiz. Bazı kelimeleri yasaklarız.
- "Vatandaşlarımıza istihdam yaratmak, tarımı desteklemek,
v.s gibi amaçlarla Grönland’da petrol
üretimi yapıyoruz.
-
Bir doğal felaket oldu. Bu felakete sebep olan
şey, Rusların, Çinlilerin şu şu faaliyetleri olabilir. Biz ABD olarak insanları
kurtarmak için, dünyayı kurtarmak için çalışıyoruz, çabalıyoruz."
4. 4. Yönetici sınıflar, milliyetçi ve ulusalcı bir kibir
içindedirler.
Bilim insanı, olan patlama sonucu kopan büyük bir buzdağının Avrupa'ya
doğru ilerlediğini ve bazı ülkeleri sular altında bırakabileceğini söylüyor.
Silahlı kuvvetlerin başı konumundaki general gülerek ;
- "Bombalarla param parça ederiz. Biz evrendeki en
güçlü ordunun sahibiyiz."
"Ülkemizi parçalamak için, işgal etmek için bekleyen düşmanlarımız
var. Kendimizi korumamız için çok güçlenmemiz, kalkınmamız gerekir. Daha fazla
üretmemiz, gelişmemiz gerekir. Aksi halde düşmanlar ülkemizi işgal edecek, insanlarımızı
öldürecek, çocuklarımıza Kiril alfabesiyle yazı yazdıracaklar, Çince konuşturacaklar."
Filmde bana en çarpıcı gelen sahne, Digger'in soruşturma salonunda yaptığı savunma. Söyledikleri tamamen haksız mı? Bence değil.
Biraz da çuvaldızı kendinize batırın diyor Digger. Böylesi yaşanması muhtemel felaketlerin tek sorumlusu ben değilim, diyor.
"Sondajı neden durdurmuyoruz? Çünkü, durmamızı siz istemiyorsunuz. Üretmeye devam etmemizi istiyorsunuz. Bu toplantıya gelmek için kullandığınız otomobillerin yakıtı, bilgisayarlarınızı, televizyonlarınızı çalıştırmak için kullandığınız elektrik enerjisi. Bunların kesintiye uğramasına razı olur musunuz? Modern yaşamdan vazgeçmeye razı olur musunuz? Elbette olmazsınız."
Dünyada pek çok ülkede, politikacılar halktan oy almak için daha fazla kalkınma, daha fazla zenginlik vaat ediyor. Kim bunu gerçekleştirecekse insanlar ona oy veriyorlar. Bunların gerçekleşmesi için doğanın ve insanların acımasızca sömürülecek olması kimsenin umurunda değildir.
Şirketler, hisselerini satmak için büyük kazançlar
vadederler. Hissedarlarına daha büyük kazançlar sağlamak için şirket
çalışanlarının çok düşük maaşlarla acımasız koşullarda çalıştırılmaları
kimsenin umurunda değildir. Şirketin daha büyük kazançlar sağlaması için doğaya
büyük zararlar vermesi de hissedarların umurumda değildir.
Hangi şirket daha fazla kazanç vadederse, insanlar o şirkete
yönelirler.
Şirketler, faaliyetlerini yürütürken doğaya en az zarar
vermeleri için ek masraflar harcamaları gerekiyor. Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği
koşullarına göre çalıştırılmaları ek masraflar yaratır. Bütün bunlar şirket
karının azalmasına sebep olur. Ortalama toplum insanlarını temsil eden
hissedarlar, bu durumu oldukça nahoş karşılarlar.
Toplum çoğunluğu, daha fazla zenginlik, daha fazla kalkınma vadeden politikacılara, daha fazla kazanç vadeden şirketlere yönelirler. Bu zenginlik ve kazancın ne uğruna elde edildiği toplumun umurunda değildir.




