7 Mart 2019 Perşembe

OTOMATİK PORTKAL - ANTHONY BURGESS

Hiç beğenmedim. Berbat bir romandı.
Lise çağlarında 4 genç erkek arkadaş. 
15-16 aşlarında.
Alex, Pete, Georgie,  Dim.
Yaptıkları kötülükleri, pislikleri anlatan, çete lideri konumundaki Alex.
Onun ağzından dinliyoruz hikayeyi.
‘Kardeşlerim’ diyerek bitiriyor sözlerinin sonunu. Ki bu çok sinir bozucu. Böyle pis birinin yakınlık ifade etmesi çok rahatsız edici.

“Dört arkadaş akşamları çıkar buluşuruz. Önce bar’ımıza gider, uyuşturularımızı içeriz. Sonra işe çıkarız. Artık ne çıkarsa. Bazen yoldan geçen yaşlı bir lavuk görürüz. Tekme tokat yumruklarla adamı pataklarız. Kahkahalar eşliğinde cebindeki mangırları alıp tüyeriz.
Bazen bir eve baskın yaparız. Erkeği  iyice dövdükten sonra, kadına sırayla tecavüz ederiz. Zorluk çıkarırsa öldürürüz.”
Hırsızlık, tecavüz, gasp, dayak, darp. Bütün bunları eğlenerek yapıyorlar. Ve her gün işe gider gibi yapıyorlar bunları.
Aileleri orta sınıf denecek türden aileler. Çok yoksul, çok berbat aile ortamları da yok.
Yaptıklarını çok olağan sıradan şeylermiş gibi anlatan Alex’in  bir ailesi var. Anne babası var. Geceleri Mozart, Bach, Bethoven dinliyor. Okula gidiyor. Günlük gazete okuyor.
Böyle bir ortamda olmalarına rağmen bu kadar kötülük yapabilmeleri onları, çok daha pislik insan haline getiriyor.

Kitabın edebi yönünü değerlendirmek ilgi alanımda değil. Ama konuyu ele alış tarzı, verdiği mesaj çok rahatsız edici geldi.
“Çocukturlar gençtirler böyle ufak tefek yaramazlıklar yapıyorlar ama yıllar sonra biraz olgun yaşlara gelince düzeliyorlar, evleniyorlar, normal bir hayat yaşayabiliyorlar.”
Bu yapılanlar ufak tefek yaramazlıklar olarak değerlendirilebilir mi? Çok aptalca.