23 Haziran 2017 Cuma

SHERLOCK HOLMES – PANİK –Sir Arthur Conan Doyle

Ünlü Sherlock Holmes ile tanışmış oldum. Yaratıcısından daha ünlü olmuş Sherlock Holmes u çok duymuştum. Ama yazarını pek bilmiyordum.
Kitabın önünde sonunda Yazar Sir Arthur Conan Doyle hakkında hiçbir şey yazılmamış.
Google a başvurdum. 1859 – 1930 yılları arasında yaşamış. İskoçya doğumlu. İngiltere vatandaşı. Doktor ve edebiyatçı.
Çok ilginç bir yaşam sürmüş. Muayenehanesine pek hasta gelmediğinden O da kendini yazmaya vermiş daha çok. böylece dünyaca ünlü Sherlock Holmes hikayeleri çıkmış ortaya.

Kitap çok güzeldi. Eğlenceli, akıcı. Su gibi gidiyor.
Sherlock Holmes, titiz çalışması ve zekasıyla çözülmesi çok zor cinayetleri kolayca çözüyor.
Kitap 2 ayrı hikayeden oluşuyor ;
Kızıl Soruşturma
Dörtlü İttifak

Künyede kitabın orijinal ismi verilmemiş. Sanırım Yayınevi 2 ayrı hikaye kitabını birleştirerek kendi kafasına göre bir isim vermiş.
Olaylar genelde yazarın yaşadığı dönemlerde Londra ve çevresinde meydana gelen cinayetler.
Sherlock Holmes ve arkadaşı askeri tıp uzmanı John H.Watson un dedektiflik maceralarını genelde Watson’un ağzından okuyoruz.
Kızıl Soruşturma da,
Jefferson Hope ‘un nefes kesen intikam hikayesini okuyoruz.
Evlenme hayalleri kurduğu sevgilisi Lucy i, babasını öldürerek zorbalıkla alan ve Lucy nin de ölümüne sebep olan Drebber ve Stangerson dan aldığı intikam hikayesi. Bütün yaşamını bu intikama adıyor.
Dötlü ittifak ta,

Jonathan Small ve 3 Hintli arkadaşının ilginç hikayesini okuyoruz.

KAFES Sakın Gözlerini Açma – Josh Malermon

Harika bir roman. Müthiş bir heyecan. Psikolojik gerilim korku olarak değerlendiriliyor roman. Korku ve gerilim dozu her ne kadar yüksekse de beni asıl etkileyen şey; koşullar ne kadar korkunç olursa olsun kimi insanların hayattan vazgeçmeme, yaşama tutunma azimleri, umuttan ve mücadeleden vazgeçmeme halleri.
Malorie – cesur bir kadın. Koşullar ne kadar korkunç olursa olsun korkuya yenik düşmeyen, pes etmeyen yürekli bir anne. Malorie'nin insanı hayran bırakan mücadele azmi. Bebeğini ve kendini hayatta tutabilmek uğruna hayata tutunma azmine, cesaretine, yürekliliğine hayran oldum.
Tom – iyi yürekli bir baba. kapana sıkışmışlığa boyun eğmeyen, başka bir dünya, daha güzel bir dünyada yaşamak uğruna mücadele eden bir cesur adam. 
İnsanlar dışarıda bir şeyler görüyorlar ve canavarlaşıyorlar. Diğer insanları öldürüyorlar, kendilerini öldürüyorlar.
Yaşadığımız dünya da aslında burada anlatılan korkunç ürkütücü dünyadan çok farklı değil.
İnsanlar doğar doğmaz sadece tek bir şeye (yayın, öğreti, inanç, ideoloji v.s) bakmaları sağlanıyorlar. Ve canavarlaştırılıyorlar. Seve seve ölmeye öldürmeye gidiyorlar. Binlerce yüzbinlerce insanlar tarih boyunca bıkmadan usanmadan birbirlerini öldürüyorlar. Birbirlerini tanımadıkları halde öldürdükçe daha çok bileniyorlar. Bundan haz alıyorlar. Destanlarla kahramanlaştırılıyorlar. Böylece çok yüce kutsal bir amaç uğruna daha fazla daha fazla öldürmek istiyorlar. İşte yaşadığımız dünya. L

  

2 Şubat 2017 Perşembe

Kumral Ada Mavi Tuna – Buket Uzuner

Harika bir romandı. Çok beğendim. Sevgili Buket Uzuner' in yüreğine sağlık. Buket Uzuner’i ilk defa okudum. İyi ki okumuşum.
-Tuna
-Aras
-Ada
-Meriç
-Şair Doğan Gökay

Tuna da kendimi gördüm. Benzer yanlarımız çok fazla. Umutsuz aşka düşmek, edebiyata düşkünlük, hassas ruh.
İç savaş gerçekliği karşısındaki insanların sessizliği, vurdumduymazlığı, aynı bu ülkenin yaşadığımız haline çok benziyor.
İç savaş benzeri bir büyük çatışma hali yaşanıyor. Yılda değil ayda değil her gün onlarca insan ölüyor öldürülüyor. Devletin güvenlik güçleri, isyancılar, siviller öldürülüyorlar. Hem de 30 yıldır.
“Savaşlar korkunçtur. Bir o kadar saçmadır. İç savaşlar daha da korkunçtur.”
“Savaşın galibi de mağlubu da yenilmiştir.”  Tuna’ nın bu ve benzeri sözleri benim de duygularıma da tercüman olan sözler.
Ölmekten öldürmekten başka yollar deneyelim, başka çareler arayalım önerilerine herkes kulak tıkıyor.
Ölmek. Vatan uğruna şehit olmak, özgürlük mücadelesi uğruna şehit olmak gibi isimler verilerek kutsallaştırılıyor. Sevimli hale getiriliyor.
Öldürmek.  Vatanı kurtarmak için vatana zarar veren bölücü unsurları etkisiz hale getirmek.
Bir halkın özgürlüğüne kavuşması için savaşmaktan başka seçenek bırakmıyorlar.. savaşta da insanlar ölür ne yapalım diyerek vicdanlarını rahatlatıyorlar.
İsyancıları destekleyen, sempati ile yaklaşan insanlara, örgütün silahlı isyanının yol açtığı acımasız cinayetleri, acımasız terörü, masum insanların ölümlerini anlatamıyorsunuz.
Devletin operasyonlarını destekleyen yetkili yetkisiz insanlara da , artık devlet başka çözümler düşünmeli, sadece öldürerek bu işin çözülemeyeceğini anlamalı, her ölümde çözüm, barış daha bir  imkansızlaşıyor. Artık o noktadan sonra barış diyenlerin tamamı hain ilan ediliyor iki taraftada.
Savaşı kutsayanlar tamamen hakimiyeti ele geçiriyorlar. Bitireceklerini zannediyorlar. Her gün onlarca ölü bir o taraftan bir bu taraftan sür git devam ediyor. Akıl, sağduyu, vicdan tamamen devre dışı kalıyor.

Altı Çizilenler ;
“Çevrene şöyle bir bak, şiddet, terör ve baskıdan canı yanmamış, canına tak etmemiş veya bezmemiş kimse kaldı mı? Sivil, asker, kadın, çocuk, bebek… her gün insanlar ölüyor mu? Evet. Ve bizler de bunu seyredip susuyor muyuz? Evet. Bak susuyorsun, bak bak sen de susuyorsun! Hepimiz susuyoruz zaten. “/ sf: 93
“Dışarda; evimizin ve bedenimizin dışında  sürekli birileri öldürülüyorken, öldürülen her insan için bizim de biraz öldüğümüzü anlamak ne çok zaman alıyormuş meğer! “/sf: 94
“Saçma bu! Düşman kim? Sınır, cephe neresi? Kime karşı savaşıyoruz? Kendi iç organlarını kemiren bir virüs bu! Sonunda kimse kazanamayacak, hiç kimse! Anlıyor musunuz? Çünkü kendimizle savaşıyoruz.
“Bütün savaşlar saçmadır. Ama iç savaşlar daha da saçmadır. /sf:100
“ Gitmedim, çünkü tıpkı senin gibi ben de buralıyım, burada doğdum ve burada yaşamak istiyorum! Allah kahretsin! Gitmedim, çünkü ben de bu ülke için vergi veriyor, çalışıyor ve burayı seviyorum! Duyuyor musun? Türkçe bağırıyorum çünkü, geri kafalı adam!”
“ Gitmedim, çünkü; Boğaz’da balıkla rakı, Ada’da dolunay, Ege’de zeytinyağlılar, Akdeniz’de Toroslar, Safranbolu’da, Asos’ta, Kaş’ta evler, bu anadilim, bu atasözleri, dişiliklerini yitirmeden akıllı olma savaşı veren buralı kadınlar ve Anadolu Akdenizi’nin özgün duyguları…  gitmedim çünkü bütün bunlar yalnızca buradayken güzel… … hepimizin hamuru aynı, hepimizde bu duygular var. “ /sf:153-154
“ ben ona mutluluk hormonu etkisi yapıyordum. Aras ise onun heyecan ve dişilik hormonu seviyesini artırıyor olmalıydı. Elbette kendisi böyle söylemez, “ sen benim serotoninim, Aras adrenalin ve östrejenim” derdi. Bu üçünün etkisini bir kadında yaratacak tek bir erkek olmadığına göre erkeklerden biri daima dışarda kalmak, kadınlar da yakınmak durumunu sürdürecekler anlaşılan! Belki bir gün bir hormon-bilimci bu işe el atacak ya da ahlak anlayışımız tümden değişecek…
Kadınların aşka ve duygulara dair kararlılıkları ve cesaretleri biz erkeklerden çok daha güçlüdür.“/ sf: 220-221
İsteksiz, hevessiz ve umutsuz olma hali feci yorucudur. /sf:383
Siz ancak öğretilmiş şeylere inanıyorsunuz. Hiçbiriniz kendi doğrularınızı yaratmaya cesaret edemiyorsunuz. /sf:383
Savaş kimseyi galip çıkartmaz. Canlı kalanların tümü yenilmiştir./sf:385
Evinin içini ve dışını kendi bakacağı çiçeklerle döşemek, insanın yerleşebilecek kadar huzurlu, cesur ve kararlı olduğu anlamlarını da taşır. Çiçek sağlıktır.