27 Mart 2020 Cuma

Surönü Diyalogları – Oya Baydar


Yazılarını, kitaplarını ilgiyle okuduğum, etkilendiğim, sevdiğim önemli yazarlardan biri  Sevgili Oya Baydar.  Geçen dönem aldığımız Türkiyede Sosyoloji dersinde, önemli etkileyici çalışmalar yapan sosyologlardan biri olduğunu yeni öğrendim. daha bir sevindim. Artık aynı zamanda meslektaşım olan bir yazarı okuyorum.  

2016 yılı 14 Haziran da Sülüklü Handa yaptığı söyleşi sonrası kitabı imzalatmıştım.
Çatışmalar sürerken kimsenin yakınına gitmeye cesaret etmediği 2015 yılında bizzat yerine giderek Diyarbakır Surda neler oluyor, bu çatışmalar neden oluyor diye sorgulayan, araştıran cesur bir düşünür, yazar ve sosyolog Oya Baydar. 
Diyarbakır Sur’a giderken birlikte gitmeyi teklif ettiği bir arkadaşı şunları söyler;

“Görürsem ve gerçek senin anlattığın, onların anlattığı gibiyse değerlerimi, düşüncelerimi değiştirmem gerekir, kendimle hesaplaşmam, kendi mahallemi terk etmem gerekir; buna cesaretim yok” (sf:20)

Oya hanım kendisiyle ilgili de şunları söyler;

“Eskiden beri, bazen geç kalsam da hep sorguladım, sadık militan olamadım, parti yöneticilerinin, örgüt şeflerinin gözünde hep “kafası karışık yoldaş” kaldım. Kendini bir tarafla özdeşleştirmek, onun hatasını, sevabını, yanlışını günahını hassas terazide ölçememek demektir” (sf:27)

“Gerçeğin bir yanına gözümü, yüreğimi kapatmayı ömür boyu başaramadım, mümin ve mürit olamadım. Benim takımım, benim örgütüm, benim partim diye yanlışa doğru, kötüye iyi diyemedim. Dediysem de, farkına varınca yanlış gördüğümü reddettim, yanlıştaki payımı sorguladım” (sf:46)

“İnsanlar ezberlerinin bozulmasından korkarlar. Bir bütünün parçası olmak, o bütünün ezberlerini tekrarlamak, itaat etmek rahattır, güvenlidir. Sorgulamaya başlayınca hem rahatın bozulur hem de kendi mahallenden kovulursun, yalnızlaşırsın” (sf:48)

Farklı bir mahallede benzer bir serüveni ben de yaşadım. Kendimi içinde bulduğum, uzun yıllar sevdiğim, inandığım mahallemi, yine uzun yıllar süren sorgulamalardan  sonra, kafası karışık hallerden sonra terk ettim. Buna ben de cesaret ettim. Türkiye gibi ülkelerde bir mahalleye ait değilseniz yaşamınız oldukça bir zorlaşır.

Altı Çizilenler ;

Bilirsin, bazen başkalarının suçlarının ağırlığını duyarız. O suçlarda, günahlarda payımız yoktur ama künyemiz suçlu muktedirlerin nüfus kütüğünde yazılıdır, biliriz. En azından ötekilerin bizi öyle gördüğünü.. (sf:14)

Çatışma varsa iki taraf vardır ve savaşta kimse temiz kalamaz.(sf:16)
Mazlumun, mağdurun temeldeki haklılığı onun yanlışlarını da haklı kılmaz, hele de o yanlışlar insana zarar veriyorsa. Mazlumun isyanına sonuna kadar hak vermemiz, başkaldırının haklı nedenlerini anlamamız ahlaki bir kabuldür. Peki, haklı nedenler uğruna verilen mücadelede yanlışlar, haksızlıklar, ihlaller yapılırsa, halk perişan edilirse görmezden mi geleceğiz, mağdurun suçunu sineye mi çekeceğiz? (sf:47)

Haklı ve iyi amaca, haksız ve kötü yöntemlerle varılabilir mi? “Hayatı sevdiğimizden ölüyoruz” sloganı “Hayatı sevdiğimizden öldürüyoruz” anlamı da taşır. Kimse ölmemeli, kimseye zulmedilmemeli. Çatışma varsa sokak ortasındaki kediyi kimin vurduğunu kesin olarak  bilemezsin. (sf:52)

Başkaları adına utanç duymak karmaşık bir ruh halidir. Benim başıma sıkça gelir. Ben yapmadım ki, bana ne diyemem. Reddetsek de kendi suçumuz olmasa da, doğuştan mensup olduğumuz grubun yada ailenin vicdani yükünü yükleniyoruz. (sf:56-57)

1915’le , Dersim’le, tehcirlerle, Kürtlere yapılanlarla yüzleşemiyoruz. Kitle, yüzleşmekten korktuğu şeyi yok saymayı, reddetmeyi yeğler; kendisi sorumlu olmasa bile kendi muktedirlerinin tarihte işlenmiş suçlarını kabul etmeye yanaşmaz; çünkü vicdanına ağır gelir. Gerçeği göstermeye, hatırlatmaya çalışanı da hain diye damgalayıp vicdan yükünden kurtulur. (sf:57)

Ölüler üzerinden kazanılacak, hele de insanın feda edilmesiyle sağlanacak zaferlere hiç inanmadım ben. Kan ve yıkım üzerine kurulacak her düzen her iktidar ölümün kokusunu taşır. (sf:67)

Kin ve öfke kuşaklar boyu damla damla birikiyor, sonra bir gün bir kıvılcım –son kıvılcım- düştüğünde yangın dört bir yanı sarıyor. Birdenbire oldu sanıyoruz, küllerin altındaki ateşin için için yandığını fark etmiyoruz. Savaşanlar hep hazırlar, hazır olmayan bizleriz; biz sıradan insanlar. (sf:105)

Bütün muktedirler zafer ve iktidar uğruna insanları harcarlar. (sf:119)

14 Mart 2020 Cumartesi

Hayata Yolculuk -Hasan Söylemez


İstanbulda gazeteci olarak çalışırken istifa edip bisikletle Türkiyeyi gezmeye karar veriyor. Banka kartlarını kırıyor ve hiç parasız yola çıkıyor. Yolda karşılaştıklarını, gördüklerini anlatıyor. Karşılaştığı iyi kalpli insanları, kötü insanları , v.s anlatıyor. 8 ayda 10 bin km yol yaptığını söylüyor kitapta..

Yaptığı çok cesurca.  

Biraz fazla köy güzellemesi yapıyor. Doğaya yakın yaşamak, doğanın güzellikleri ile iç içe yaşamak başka bir şey, köyde yaşamak başka bir şey. İkisi aynı şeymiş gibi karıştırılıyor birbirine. 

Köyün güzelliği doğaya yakın olmasındandır. Köyde yaşam pek iç açıcı bir şey değil. Köyde farklı düşünemez farklı yaşayamazsın. Sürekli göz altında bir yaşam sürmek zorundasındır.