23 Şubat 2016 Salı

Yarim Haziran - Can Dündar

Namuslu vicdanlı gazetecilik yaptığı için halen Silivri cezaevinde tutulan sevgili Can Dündar dan harika yazılar. Haziran duygulu yazılar. 

Bazen insanın yüreğini burkan, bazen derin düşüncelere daldıran, bazen umutlandıran yazılar. hayal kırıklıkları, keşkeler, hayaller, arzular, hayata geç kalmalar, aşk, sevgi, şiir, hayatı yavaşlatarak daha dingin bir yaşam sürme,  v.s gibi insana dair pek çok duygular, düşünceler, sorgulamalar…


Bugün  90 gün olmuş tutukluluğunun. Üzgünüm, üzüntülüyüm.  Umarım en kısa zamanda özgürlüğüne kavuşur Can ağabey.. 

Altı Çizilenler ;









6 Ocak 2016 Çarşamba

Gençlik Güzel Şey- Hermann Hesse - Çeviri : Behçet Necatigil ve Kâmuran Şipal

Yıllar yıllar önce set olarak almıştım. Nobel ödüllü yazarların kitaplarından seçmeler diye. Çok uzun süredir kitaplıkta okunmadan duran kitaplardan biriydi.

Herman Hesse yi ilk defa okudum. Hoşuma gitti. İnsana bir hoşluk veriyor öyküler. Bazen insana ait duygular bahçesinde, bazen de doğa bahçelerinde gezdiriyor okuru.

1877-1962 yılları arasında yaşamış Alman yazar. 1946 Nobel Edebiyat Ödülü almış. Yazarlığının ilk dönemlerinde yazdığı öykülerden oluşuyor kitap. öykülerde, kasabada geçen çocukluk yılları, çocukların ruh halleri, duyguları, düşünceleri, gençlik maceraları, ilk aşk heyecanları, v.s  anlatılıyor. Bütün bunlar anlatılırken doğanın güzellikleri unutulmuyor.
Öykü karakterleri en mutsuz en keyifsiz oldukları zamanlarda bile doğanın muhteşem güzelliklerini görebiliyorlar hissedebiliyorlar. Bir yandan mutsuzluğunu anlatırken öte yandan gördüğü doğanın güzelliklerini aktarıyor. Ormanlar dağlar dereler.. Ne kadar da doğadan kopuk, uzak yaşadığımızı düşünüyorum. Çok yazık.
..........................................................................................................

Altı Çizilenler ;

Tek başıma ilerlerken aklıma geldi, bugüne kadar gerçekte bütün yolları böyle yalnız yürümüştüm; gezintilere tek başıma çıktığım gibi, yaşamımın bütün adımlarını tek başıma atmıştım. Dostlar, akrabalar, iyi konuşup görüştüğüm tanıdıklar, sevgililer hep benimle beraber olmuş, ama asla beni bütünüyle sarıp sarmalayamamış, hiçbir zaman içimdeki boşluğu dolduramamışlar, izlediğim yollardan ayırarak başka yollara çekip alamamışlardı.

.. az önce Oskar ayrılmıştı benden ve biliyordum ki, şimdi eve gidiyordu, geniş ve rahattı, şen bir ıslık oturtmuştu dudaklarına, hiçbir önseziyle ruhu kasvete boğulmamıştı. Yolda hizmetçilere ve fabrika işçilerine rastlayıp da, onların bilmecemsi, belki o toz kondurulamayacak, belki yüz kızartıcı yaşamlarını gördü mü, buna ne bir gizem, ne olağanüstü bir sır, ne bir tehlike, ne de vahşi ve sürükleyici bir şey gözüyle bakıyor, suyla karşılaşmış ördek gibi bunu enikonu doğal ve tanıdık buluyordu. Evet, böyleydi durum. Oysa ben hep dışarıdaydım, hep kıyıda kenarda kalacaktım; tek başıma, güven duygusundan uzak, içi sezgilerle dolu ve bir kesinlikten yoksun yaşayıp gidecektim hep.”

25 Aralık 2015 Cuma

Sabahattin Ali den “Kürk Mantolu Madonna” yı okudum


İyi ki okudum. Çok etkileyici harika bir romandı. Sabahattin Ali yi şimdiye kadar okumamış olduğuma hayıflandım. Üzüldüm. İlk basımı 1943 yılı olan bu kitabı, kızımın kitaplığından aldım. Edebiyat öğretmenleri ödev olarak vermiş. Böyle güzel kitaplar önerdiği için sağ olsun var olsun güzel öğretmenimiz..

Daha gencecik yaşında, 40 lı yaşlarının başında yaşamasına izin verilmeyerek katlediliyor Sabahattin Ali. Ne kadar yazık. Ne kadar üzücü. Bu ülkenin hoyratlığı,  ne kadar çok değeri/değerli insanları yok ediyor. Yok etmeye de devam ediyor.
Bir o kadar da çalışkan ve üretken bir yazar. Kısacık ömrüne bir sürü edebiyat eseri sığdırmış. Böylesine üretken, çalışkan bir yazar, el üstünde tutulması, baş tacı edilmesi gerekirken takiplerle göz altılarla taciz ediliyor, bunaltılıyor. Yurt dışına kaçmaya çalışırken katlediliyor.

Aptal toplumlar, sanat, edebiyat, düşünce, bilim üreten insanları, yazarları, düşünürleri, sanatçıları, gazetecileri yok ediyor, hayatlarını cehenneme çeviriyor.
Akıllı, uygar toplumlar ise bu insanları el üstünde tutuyor. Onlar biliyorlar ki, toplumların, daha uygar, daha mutlu olma yönünde ileri gitmesini sağlayan insanlar bu insanlardır.

Raif efendi
Maria Puder
Bir aşk hikayesi.  tutkulu bir aşk hikayesi yada derin bir aşk acısı, hayal kırıklığı.
Tutku dolu bir aşkı kaybedince, coşkusuz, keyifsiz ruhsuz bir yaşamı sürdürmek zorunda kalmak.
Aşk tesadüfleri sever filminden güzel bir söz;
“Bazen bir görüşte bilirsin, o insan senin kaderindir. Bazen bir ömür ararsın bulunmaz”
Yanında zamanı unuttuğun,  içini coşku ile, tutku ile dolduran bir aşka rast gelmek..., üstüne kavuşabilmek, birlikte mutlu keyifli bir yaşam sürme şansına sahip olmak ne kadar da zor. Bu şansa sahip olanlar herhalde yeryüzünün en şanslı insanları olsa gerektir. :)

Böyle bir aşka kavuşamayınca yaşam ne kadar keyifsiz, tekdüze bir hal alıyor.
Kavuşamayacaksa aşkı ile hiç karşılaşmamak galiba daha iyi.  Günübirlik gelişine bir yaşam sürdürür hiç olmazsa.
Aşkı ile  karşılaştıktan sonra kavuşamamak çok daha kötü galiba. böyle bir acı ile kendini hayata kapatan, keyifsiz, tekdüze bir yaşam süren Raif gibi ne çok insan var acaba?
.....................................
Kitabın Künyesi ;


İlk basım : 1943
Yazarı : Sabahattin Ali
Ülke    : Türkiye
Özgün dili   :    Türkçe
Türü  :  Roman
Yayınevi  :   Remzi (ilk)
Anadilinde basım tarihi :     1943
Sayfa sayısı   :  177
...................................................................

Altı Çizilenler ;
 










27 Kasım 2015 Cuma

Yıldızlar - Can Dündar

Kitabın kapağında geçen ifadesiyle “2000 lerin popüler kültür ikonları”
Tarkan dan Yılmaz Erdoğan a, Yıldız Tilbe den Hülya Avşar a, Şebnem Ferah tan Cem Yılmaz a, İbrahim Tatlıses ten Tarık Akan a, Sibel Kekilli den Kadir İnanır a..  kimisini çok sevdiğimiz kimisini pek sevmediğimiz pek çok ünlünün yaşamlarından kesitler. Yaşamda çektikleri acılar, sıkıntılar, gösterdikleri azimler, başarılar, hırslar, zaafları ile insan hallerinden kesitler.
Belgesel program izliyormuş hissi veriyor. Hafif, sade, akıcı bir dil.
Can Dündar ın o tatlı anlatımı ile ünü şöhreti elde etmiş insanlardan insan hikayeleri.
.............................

Not: Bu aralar peş peşe gelen üzücü haberlere bir yenisi daha eklendi. Namuslu vicdanlı gazeteciliğin ender temsilcilerinden, demokrat özgürlükçü güzel insan sevgili Can Dündar ı yaptığı bir haberden dolayı cezaevine koydular. Umarım bir an önce özgürlüğüne kavuşur ve ona bunu reva görenler de bir gün bağımsız yargıya hesap verirler. 
...............................................




28 Ekim 2015 Çarşamba

O MUHTEŞEM HAYATINIZ – OYA BAYDAR


Yazılarını severek okuduğum sevgili Oya Baydar’ ın ilk defa bir kitabını okudum. çok etkileyici ve hüzünlü idi. Ömrünün sonlarına yaklaşmış yaşlı, ve de ünlü bir kadın opera sanatçısının yaşamı üzerinden yaşam sorgulamaları, aile içi ilişkiler, anne-kız ilişkisi, kadınlık, annelik, sanatçı bir insanın ruh dünyası, özel yaşamı, tuhaflıkları üzerine insanı düşündüren çok güzel bir roman. Oya hanımın yüreğine sağlık.
Bir yanda evlat sevgisi, aile, sorumluluklar öte yanda özgürlük, kendini gerçekleştirmek, yüreğinin istediği yere gitmek. Yaşam bazen böyle tercihlerle baş başa bırakabiliyor insanı. Bazen birinci yerine ikinciyi seçmek her zaman sorumsuzluk anlamına gelir mi? Hayallerini gerçekleştirmek, varoluşunu gerçekleştirmek v.s gibi nedenlerle ailesini, sevdiklerini terk etmek, uzaklaşmak her durumda kötü bir şey midir? gibi sorular üzerine düşünürken buluyorsunuz kendinizi.
Ayrıca cumhuriyetin büyük günahlarından birini de insan hikayeleri içinde aktarıyor bize. 1936-37 yıllarında Dersim de yaşanan acılar. Sevgili Zülfü Livaneli’nin Serenad ında harika bir söz vardı : “Hiçbir iktidar masum değildir. Her iktidar öldürür. Kimi daha az, kimi daha çok.”
O dönemde tam olarak neler yaşandığına dair çok farklı görüşler var. Siyasal bakış açısına göre değişen yaklaşımlar. Gerçekleri, olguları, olan olayları saklamak, çarpıtmak, yokmuş gibi davranmak çok kötü bir yalan. İnsanları kandırmış aldatmış oluyorsunuz. Olguları saptırmazsın ama kendi dünya görüşüne göre yorumlarsın. Burada en azından bir sahtekarlık, iki yüzlülük, yalan yok.
çoluk çocuk kadın sivil insanların acımasızca katliama uğradıkları gerçeği uzun yıllar saklansa da pek inkar edilemiyor artık.
Dini yobazlıklar cehennemi, ilkellik, diktatörlükler, krallıklar coğrafyası Ortadoğu nun en uygar, en modern, en laik ülkesini kurma başarısını gösteren cumhuriyetin ne yazık ki böyle de günahları var.

İnsan hakları, kadın hakları, demokrasi, hukuk, laiklik gibi değerlerin geçerli olmadığı bir coğrafyada bu değerlerin hakim olduğu/olacağı laik bir cumhuriyet kurmak elbette küçümsenmeyecek değerde bir başarıdır. Bu değerlerin hala hakim olmadığı Ortadoğu coğrafyasında savaşlar, katliamlar, cinayetler, insan hakları ihlalleri, kadınların köleleştirilmesi v.s gibi korkunç vahşilikler devam etmekte ne yazık ki. bizim cumhuriyetin faziletleri çok elbette ama işte pek çok günahları da var. Baskın Oran hocanın deyimiyle “Laik Hanefi Sünni Müslüman Türk” lahasümüt yurttaşlar cumhuriyetin makbul yurttaşları olarak görüldü. Bu şablonun dışında kalan Kürtler, aleviler, zazalar, Lazlar, Ermeniler, Süryaniler, Rumlar, ezidiler, sosyalistler, dindar Müslümanlar gibi yurttaşlara pek çok acılar çektirildi. Aşağılama, ayrımcılığa maruz bırakma, kimliklerini inkar etme, asimilasyon, imha etme, göçe zorlama, mallarına el koymak,  zindanlarda işkencelere maruz bırakmak gibi acımasız uygulamalar yapıldı. Kimisi nispeten azalsa da yapılmaya devam ediliyor. 

Altı Çizilenler ;