25 Şubat 2024 Pazar

Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens; İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi - Yuval Noah Harari

 

Çok iyi bir kitap. İnsanı sarsan, düşündüren, etkileyen bir kitap.

Kapakta yazıldığı gibi insan türünün kısa bir tarihi, 70 bin yıllık tarihi anlatılıyor.

İnsanların doğar doğmaz çevresinde gördüğü pek çok şey, dinler, şirketler, uluslar, devletler, krallıklar, demokrasi, insan hakları ideali v.s. hep insanların yarattığı kurgulardır, hikâyelerdir. Bunlar doğal değil, kurgusal gerçekliklerdir. Bu kurgusal gerçeklikler sayesinde büyük insan kitleleri arasında dayanışma duyguları geliştirildi. Bu kurgular olmasa pek çok insanı birlikte aynı ideal etrafında hareket ettirmek mümkün olmazdı. Bu sayede büyük imparatorluklar, devletler kurulabildi.

Bill Gates, Zuckerberg, Obama gibi pek çok isim, kitaptan övgüyle söz edip okunmasını öneriyorlar.

Ancak sosyalist cenahtan pek çok isim de, kitaba ciddi eleştirilerde bulunuyorlar. Kitabın, Kapitalizmin günahlarını akladığı ve biyolojik determinizmle örtüştüğünü iddia ediyorlar.

Okunması gereken çok iyi bir kitap.

 

Altı Çizilenler ;

Sayfa 5 :

Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens'e ait organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular. Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz. Tarihin akışını üç önemli devrim şekillendirdi:

Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim,

12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve

5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrim.

Bu kitap, bu üç devrimin, insanları ve diğer organizmaları nasıl etkilediğinin hikâyesini anlatıyor.

Sayfa 38 -41 :

Dilimiz, dedikodu yapma aracı olarak evrilmiştir. Homo Sapiens, sosyal bir hayvandır. Sosyal işbirliği, hayatta kalma ve üreme için kritik öneme sahiptir. Kim dürüst, kim hilebaz, kime güvenilebilir olduğunu bilmek önemli. Dedikodu, işbirliği yapabilmenin temelini oluşturan bir beceridir. Dedikodu, Homo Sapiens’in daha büyük ve daha istikrarlı gruplar kurabilmesini sağladı. 

Bilişsel devrim, 70 bin yıl önce başladı. Efsaneler, mitler, tanrılar, dinler ortaya çıktı.

Bilişsel devrim öncesi: dikkat et! bir aslan!

Bilişsel devrim sonrası : Aslan, kabilemizin koruyucu ruhudur.

Sayfa 42:

Homo Sapiens, kritik eşiği (150 kişi) aşıp milyonlarca insanı yöneten imparatorluklar oluşturmayı nasıl başardı?

Sapiens’in kurgu yaratma becerisi sayesinde tabi ki.

Ortak bir mite inanan çok sayıda yabancı, işbirliği yapabilirler.

Sayfa 43-45:

‘Stadel aslanı’- Peugeot'un simgesi. Almanya'daki Stadel mağarasında bulundu. Vücudu insan, başı aslan olan bir heykel.

32.000 yıl öncesine ait heykel, ilk sanatsal üretim örneklerindendir.

Peugeot şirketi, Stadel mağarasına 300 kilometre mesafedeki Valentigney köyünde, küçük bir aile şirketi olarak doğdu. Bugün dünya çapında 200.000 kişi istihdam ediyor.

Şirketler, kendilerini kuran, yatırım yapan veya yöneten insanlardan bağımsız yapılardır. Sadece zihinlerimizde var olmalarına rağmen bir ‘yasal kurgu’ dur.

Şirketi kuran Armand Peugeot, 1915'te öldü. Ancak şirket olan Peugeot ise hala hayatta.

Bilişsel Devrim’den bu yana Sapiens, bu ikilikle yaşıyor.

•          Nesnel Gerçeklik: Nehirler, ağaçlar, aslanlar ve yer çekimi gibi insan inancından bağımsız olarak var olan fiziksel dünya.

•          Hayali Gerçeklik – Kurgu : Tanrılar, dinler, mitler, uluslar, şirketler, para birimleri ve insan hakları gibi tamamen insan zihninde üretilen ve ortak inançla güç kazanan kurgusal katman.++

Mitleri değiştirerek insanların davranış biçimleri değiştirilebilir. Mitler, uygun koşullarda hızlı bir şekilde değişebilir. 1789'da Fransız nüfusu, neredeyse bir gecede, ‘kralların tanrısal gücü mitine inanmayı bırakıp ‘halkın egemenliği’ mitine inanmaya başladı.

Eski avcı toplayıcılarda yaygın inanç, animizm idi.

Animizm : nesnelerin, hayvanların, bitkilerin ruhu var, hisleri var. Kötü ruhlar var, iyi ruhlar var.

Sayfa 120 :

Biyoloji bilimine göre insanlar, ‘yaratılmamış’, evrimleşmiştir. Ve evrim eşitlikçi değildir. Evrim, farklılık üzerine kuruludur. Her insan farklı bir genetik kod taşır. Biyolojide hak diye bir şey yoktur. Sadece organlar, beceriler ve özellikler vardır.

Sayfa 121:

Voltaire, ‘Tanrı yoktur, ama bunu sakın hizmetkarıma söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür’ demiştir.

Sayfa 122 :

Hayali bir düzen sadece şiddetle sürdürülemez. Sisteme gerçekten inananların da olması gerekir. Bazen yüzlerce askerin yapamadığını, tek bir rahip çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir.

Doğal düzen, istikrarlı düzendir. İnsanlar varlığına inanmayı bıraksalar bile yer çekimi ortadan kalkmaz.

Hayali düzenler, her zaman çökme ihtimali ile karşı karşıyadır. Varlığı mitlere bağlıdır.

Mitler, insanlar onlara inanmayı bıraktığı anda çökerler.

Hayali düzenler : kanunlar, devletler, dinler.

Bu düzenleri ayakta tutmak için, ordu, polis, hapishane, mahkemeler kullanılır.

Sayfa  143 -149 :

Tüm hayali düzenler, kurgusal kökenlerini yok sayarak kendilerini doğal ve kaçınılmaz olarak anlatırlar. Çoğu insan, köleliğin insan icadı olmadığını düşünürdü. Özgür insanlar ile köleler arasındaki hiyerarşiyi doğal ve doğru kabul ederlerdi.

Hammurabi, bunun, tanrıların buyurduğu bir düzen olduğunu söylerdi.

Aristoteles, kölelerin ‘kölece bir doğaları’, özgür insanların ise ‘özgür doğaları’ olduğunu ileri sürmüştü. İnsanların toplumdaki konumları içsel özelliklerinin bir yansımasıydı.

Eski Çinliler, Tanrıça Nü Wa’nın aristokratları kaliteli sarı topraktan, sıradan insanları ise kahverengi topraktan yarattığına inanırlardı.

Bütün hiyerarşilerin hayal ürünü olduğu açıkça ortadadır.

Aristoteles 'in savunduğunun aksine, köleler ve özgür insanlar arasında bilinen herhangi bir biyolojik fark yoktur. Siyahlarla beyazlar arasında ten rengi, saç tipi gibi bir takım biyolojik farklar vardır, ama bu farkların zeka veya ahlakla ilgisi olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur.

Tüm toplumlar hayali hiyerarşiler üzerine kuruludur.

Hint toplumu, insanları kasta göre sıralar. Osmanlı toplumu, insanları dine göre sıralar. Amerikan toplumu, insanları ırka göre sıralar.

Tüm toplumlarda, saflık ve kirlilik, ayrımları empoze etmek amacıyla kullanılmıştır. Herhangi bir insan grubunu (kadınlar, Yahudiler, çingeneler, eşcinseller, siyahiler) aşağılamanın en iyi yolu, herkesi, bu kişilerin kirlilik kaynağı olduğuna inandırmaktır.

Dini ve bilimsel mitler, ayrımları haklı göstermek için ortaya sürülmüştür.

İlahiyatçılar, Afrikalıların, Nuh'un oğlu Ham’ın soyundan geldiğini ve Nuh'un Ham’ı lanetlediğini anlattılar.

Biyologlar, siyahların, beyazlara göre daha aptal ve az ahlaklı olduğunu anlattılar. Doktorlar, siyahların pislik içinde yaşadığını ve hastalık yaydıklarını söylediler.

Avrupalı fatihler, madenlerde ve çiftliklerde çalıştırmak üzere milyonlarca Afrikalı köleyi, Amerika'ya getirdiler.

Sayfa 382 : 

Tamamen bilimsel bir bakış açısıyla bilebildiğimiz kadarıyla, insan yaşamının hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin eksikliği de pek hissedilmezdi. Bu yüzden, insanların yaşamlarına atfettiği herhangi bir anlam sadece sanrıdan ibarettir.

İnsan, ilerleyen bin yıllarda kendisini tüm gezegenin efendisi ve ekosistemin baş belasına çevirecek dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün ise bir tanrı haline gelmenin, sadece ebedi gençliğin değil, yaratmak ve yok etmek gibi ilahi becerileri de ele geçirmenin arifesinde. İnsanın tanrılaşarak dünyaya hükmettiğini gözlemliyoruz.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Güzel yorumlarınız için Teşekkürler. .