Çok iyi bir kitap. İnsanı sarsan, düşündüren, etkileyen bir
kitap.
Kapakta yazıldığı gibi insan türünün kısa bir tarihi, 70 bin
yıllık tarihi anlatılıyor.
İnsanların doğar doğmaz çevresinde gördüğü pek çok şey,
dinler, şirketler, uluslar, devletler, krallıklar, demokrasi, insan hakları
ideali v.s. hep insanların yarattığı kurgulardır, hikâyelerdir. Bunlar doğal
değil, kurgusal gerçekliklerdir. Bu kurgusal gerçeklikler sayesinde büyük insan
kitleleri arasında dayanışma duyguları geliştirildi. Bu kurgular olmasa pek çok
insanı birlikte aynı ideal etrafında hareket ettirmek mümkün olmazdı. Bu sayede
büyük imparatorluklar, devletler kurulabildi.
Bill Gates, Zuckerberg, Obama gibi pek çok isim, kitaptan
övgüyle söz edip okunmasını öneriyorlar.
Ancak sosyalist cenahtan pek çok isim de, kitaba ciddi
eleştirilerde bulunuyorlar. Kitabın, Kapitalizmin günahlarını akladığı ve
biyolojik determinizmle örtüştüğünü iddia ediyorlar.
Okunması gereken çok iyi bir kitap.
Altı
Çizilenler ;
Sayfa 5 :
Yaklaşık 70 bin yıl önce Homo Sapiens'e ait
organizmalar, kültür adını verdiğimiz daha da karmaşık yapılar oluşturdular.
Bunu takip eden insan kültürlerinin gelişimine tarih diyoruz. Tarihin akışını
üç önemli devrim şekillendirdi:
Yaklaşık 70 bin yıl önce başlayan Bilişsel Devrim,
12 bin yıl önce bunu hızlandıran Tarım Devrimi ve
5 bin yıl önce başlayan Bilimsel Devrim.
Bu kitap, bu üç devrimin, insanları ve diğer organizmaları
nasıl etkilediğinin hikâyesini anlatıyor.
Sayfa 38 -41 :
Dilimiz, dedikodu yapma aracı olarak evrilmiştir. Homo
Sapiens, sosyal bir hayvandır. Sosyal işbirliği, hayatta kalma ve üreme için
kritik öneme sahiptir. Kim dürüst, kim hilebaz, kime güvenilebilir olduğunu
bilmek önemli. Dedikodu, işbirliği yapabilmenin temelini oluşturan bir
beceridir. Dedikodu, Homo Sapiens’in daha büyük ve daha istikrarlı gruplar
kurabilmesini sağladı.
Bilişsel devrim, 70 bin yıl önce başladı. Efsaneler,
mitler, tanrılar, dinler ortaya çıktı.
Bilişsel devrim öncesi: dikkat et! bir aslan!
Bilişsel devrim sonrası : Aslan, kabilemizin koruyucu
ruhudur.
Sayfa 42:
Homo Sapiens, kritik eşiği (150 kişi) aşıp milyonlarca
insanı yöneten imparatorluklar oluşturmayı nasıl başardı?
Sapiens’in kurgu yaratma becerisi sayesinde tabi ki.
Ortak bir mite inanan çok sayıda yabancı, işbirliği
yapabilirler.
Sayfa 43-45:
‘Stadel aslanı’- Peugeot'un simgesi. Almanya'daki Stadel
mağarasında bulundu. Vücudu insan, başı aslan olan bir heykel.
32.000 yıl öncesine ait heykel, ilk sanatsal üretim
örneklerindendir.
Peugeot şirketi, Stadel mağarasına 300 kilometre
mesafedeki Valentigney köyünde, küçük bir aile şirketi olarak doğdu. Bugün dünya
çapında 200.000 kişi istihdam ediyor.
Şirketler, kendilerini kuran, yatırım yapan veya
yöneten insanlardan bağımsız yapılardır. Sadece zihinlerimizde var olmalarına
rağmen bir ‘yasal kurgu’ dur.
Şirketi kuran Armand Peugeot, 1915'te öldü. Ancak şirket
olan Peugeot ise hala hayatta.
Bilişsel Devrim’den bu yana Sapiens, bu ikilikle
yaşıyor.
• Nesnel
Gerçeklik: Nehirler, ağaçlar, aslanlar ve yer çekimi gibi insan inancından
bağımsız olarak var olan fiziksel dünya.
• Hayali
Gerçeklik – Kurgu : Tanrılar, dinler, mitler, uluslar, şirketler, para birimleri
ve insan hakları gibi tamamen insan zihninde üretilen ve ortak inançla güç
kazanan kurgusal katman.++
Mitleri değiştirerek insanların davranış biçimleri
değiştirilebilir. Mitler, uygun koşullarda hızlı bir şekilde değişebilir.
1789'da Fransız nüfusu, neredeyse bir gecede, ‘kralların tanrısal gücü mitine
inanmayı bırakıp ‘halkın egemenliği’ mitine inanmaya başladı.
Eski avcı toplayıcılarda yaygın inanç, animizm idi.
Animizm : nesnelerin, hayvanların, bitkilerin ruhu var,
hisleri var. Kötü ruhlar var, iyi ruhlar var.
Sayfa 120 :
Biyoloji bilimine göre insanlar, ‘yaratılmamış’,
evrimleşmiştir. Ve evrim eşitlikçi değildir. Evrim, farklılık üzerine kuruludur.
Her insan farklı bir genetik kod taşır. Biyolojide hak diye bir şey yoktur. Sadece
organlar, beceriler ve özellikler vardır.
Sayfa 121:
Voltaire, ‘Tanrı yoktur, ama bunu sakın hizmetkarıma
söylemeyin, yoksa geceleyin beni öldürür’ demiştir.
Sayfa 122 :
Hayali bir düzen sadece şiddetle sürdürülemez. Sisteme
gerçekten inananların da olması gerekir. Bazen yüzlerce askerin yapamadığını,
tek bir rahip çok daha ucuz ve etkili bir şekilde yapabilir.
Doğal düzen, istikrarlı düzendir. İnsanlar varlığına
inanmayı bıraksalar bile yer çekimi ortadan kalkmaz.
Hayali düzenler, her zaman çökme ihtimali ile karşı
karşıyadır. Varlığı mitlere bağlıdır.
Mitler, insanlar onlara inanmayı bıraktığı anda çökerler.
Hayali düzenler : kanunlar, devletler, dinler.
Bu düzenleri ayakta tutmak için, ordu, polis,
hapishane, mahkemeler kullanılır.
Sayfa 143 -149 :
Tüm hayali düzenler, kurgusal kökenlerini yok sayarak
kendilerini doğal ve kaçınılmaz olarak anlatırlar. Çoğu insan, köleliğin insan
icadı olmadığını düşünürdü. Özgür insanlar ile köleler arasındaki hiyerarşiyi
doğal ve doğru kabul ederlerdi.
Hammurabi, bunun, tanrıların buyurduğu bir düzen
olduğunu söylerdi.
Aristoteles, kölelerin ‘kölece bir doğaları’, özgür
insanların ise ‘özgür doğaları’ olduğunu ileri sürmüştü. İnsanların toplumdaki
konumları içsel özelliklerinin bir yansımasıydı.
Eski Çinliler, Tanrıça Nü Wa’nın aristokratları
kaliteli sarı topraktan, sıradan insanları ise kahverengi topraktan yarattığına
inanırlardı.
Bütün hiyerarşilerin hayal ürünü olduğu açıkça
ortadadır.
Aristoteles 'in savunduğunun aksine, köleler ve özgür
insanlar arasında bilinen herhangi bir biyolojik fark yoktur. Siyahlarla beyazlar
arasında ten rengi, saç tipi gibi bir takım biyolojik farklar vardır, ama bu
farkların zeka veya ahlakla ilgisi olduğuna dair herhangi bir kanıt yoktur.
Tüm toplumlar hayali hiyerarşiler üzerine kuruludur.
Hint toplumu, insanları kasta göre sıralar. Osmanlı
toplumu, insanları dine göre sıralar. Amerikan toplumu, insanları ırka göre
sıralar.
Tüm toplumlarda, saflık ve kirlilik, ayrımları empoze
etmek amacıyla kullanılmıştır. Herhangi bir insan grubunu (kadınlar, Yahudiler,
çingeneler, eşcinseller, siyahiler) aşağılamanın en iyi yolu, herkesi, bu
kişilerin kirlilik kaynağı olduğuna inandırmaktır.
Dini ve bilimsel mitler, ayrımları haklı göstermek
için ortaya sürülmüştür.
İlahiyatçılar, Afrikalıların, Nuh'un oğlu Ham’ın
soyundan geldiğini ve Nuh'un Ham’ı lanetlediğini anlattılar.
Biyologlar, siyahların, beyazlara göre daha aptal ve
az ahlaklı olduğunu anlattılar. Doktorlar, siyahların pislik içinde yaşadığını
ve hastalık yaydıklarını söylediler.
Avrupalı fatihler, madenlerde ve çiftliklerde
çalıştırmak üzere milyonlarca Afrikalı köleyi, Amerika'ya getirdiler.
Sayfa 382 :
Tamamen bilimsel bir bakış açısıyla bilebildiğimiz
kadarıyla, insan yaşamının hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar belirli bir amacı
olmayan ve körlemesine ilerleyen evrimsel süreçlerin sonucudur ve
faaliyetlerimiz ilahi bir kozmik planın parçası değildir. Dünya yarın
patlayarak yok olsa, evrende hiçbir değişiklik olmazdı; tahmin edebileceğimiz
kadarıyla insanların kendilerine dair anlam arayışı ve öznelliklerinin
eksikliği de pek hissedilmezdi. Bu yüzden, insanların yaşamlarına atfettiği
herhangi bir anlam sadece sanrıdan ibarettir.
İnsan, ilerleyen bin yıllarda kendisini tüm gezegenin
efendisi ve ekosistemin baş belasına çevirecek dönüşümü gerçekleştirdi. Bugün
ise bir tanrı haline gelmenin, sadece ebedi gençliğin değil, yaratmak ve yok
etmek gibi ilahi becerileri de ele geçirmenin arifesinde. İnsanın tanrılaşarak
dünyaya hükmettiğini gözlemliyoruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Güzel yorumlarınız için Teşekkürler. .